Sponsor2

Dienstag, 5. Dezember 2017

Âdem aleyhisselâma gelen üç hediye Akıl.. Haya..İman..



Âdem aleyhisselâma gelen üç hediye Akıl.. Haya..İman..

Cebrâil aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirip dedi ki: "Yâ Âdem! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Getirdiğim şu üç hediyeden birini kabul etmeni emir buyurdu."

Allahü teâlâ kime akıl verirse, hayâ ile îmân da onunla beraber bulunur. Aklı olmayanın ne hayâsı ne de îmânı bulunur. Şöyle ki:

Cebrâil aleyhisselâm, aklı, hayâyı ve îmânı Âdem aleyhisselâma getirip dedi ki:

- Yâ Âdem! Allahü teâlâ sana selâm ediyor. Getirdiğim şu üç hediyeden birini kabul etmeni emir buyurdu.

Âdem aleyhisselâm:

- Getirdiğin bu üç hediyeden aklı kabul ediyorum, deyip aklı aldı.

Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselâm îmân ile hayâya:

- Siz gidebilirsiniz, dedi.

Îman:

- Allahü teâlâ bana emreyledi ki, akıl nerede ise, sen orada ol! Bunun için ben akıldan ayrılıp gidemem!

Hayâ da:

- Allahü teâlâ bana da aynı şekilde emreyledi. Ben de, akıldan ayrılıp gidemem, dedi.

Mittwoch, 13. September 2017

Hz. Musa ve Çoban’ın Duası



Hz. Musa ve Çoban’ın Duası

” Hazreti Musa, bir gün bir başına dağları dolanırken, uzaktan yoksul ve yanlız bir çoban gördü. Çoban dizüstü çökmüş, ellerini semaya açıp dua etmekteydi. Bu durum hz. Musa’nın çok hoşuna gitti, ama yaklaşıpta çobanın duasını duyunca şaşırdı.

Çoban Rab’ine şöyle yalvarıyordu:

Kurban olduğum Allah ‘ım. Seni ne kadar severim, bir bilsen. ne istersen yaparım, yeter ki Sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim Sen’in için. Koyun kavurması güzeldirAllah ‘ım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadına yenmez olur.

Hz. Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaştı.

Çoban Duasına devam ediyordu:

*** Yeter ki Sen dile, ayaklarını yıkarım. Kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben Sen’i. Sana çok hayranım.

Duydukları karşısında hz. Musa öfekeden küplere bindi, bağıra çağıra kesti çobanbın duasını:

Hz. Musa:

—- Sus, seni cahil adam! Ne yaptığını sanırsın?Allah pilav yer mi? Allah’ın ayakları mı var yıkayasın? Böyle dua olur mu? Külliyen günaha giriyorsun. Derhal tövbe et!

Çoban, Hz. Musa’dan azarı işitince kulaklarına kadar kızardı, utancından yerin dibine girdi. Bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmiyeceğine gözyaşları içinde yeminler etti. o gün akşama kadar hz. Musa çobanın yanında durup ona temel duaları ezberletti.Sonra “Allah benden razı olur, iyi iş yaptım” diye düşünerek yoluna devam etti.

Hz. Musa o gece bir ses işitti, seselenen Rab idi:

**** “. Ey Musa! sen bugün ne yaptın? sen ayırmaya mı geldin buluşturmaya mı? Şu garip çobanı azarladın. Onun bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın. Ağzından çıkan lafı bilmese de, O çoban inancında samimi idi. kalbi temiz, niyeti halisti.

Biz kelimelere bakmayız, Niyete bakarız! kelemlere bakacak olsak yeryüyünde insan kalmazdı!

Biz çobandan razıydık. başkasına medih olan söz sana zemdir. Ona bal olan sana zehirdir. Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile, ne tatlı kabahattır onun ki”

Musa hatasını anlatı ertesi gün çobanın yanına gitti çoban duaya durmuştu yine, Ama dünkü heyecanından, samimiyetinden eser yoktu. Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösterdiğinden, aman bir yanlış laf etmiyeyim diye takılıyor, kekeliyor, terliyordu.

Hz. Musa, çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşadı ve dediki:

” Ey dost, ben hatalıyım, ne olur affet. Bildiğin gibi dua et.Allah nazarında böylesi daha kıymetlidir..

Mittwoch, 23. August 2017

Kuranda Yunus Aleyhisselam Kıssası



Kuranda Yunus Aleyhisselam Kıssası

Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sureye ismini vermiş olan Yunus ( a) ; aynı zamanda Allah tarafından, Zünnun ve sahib-i Hut ( balık sahibi ) olarak isim­lendirilmiştir.
“Zünnun’u da an; hani öf­kelenerek gitmişti de biz kendi­sini asla sıkıştırmayız zannet­mişti.” ( Enbiya, 87)
“ Sen Rabb‘in in hükmüne sabret , sahib-i Hut ( balık sahi­bi ) gibi olma. " ( Kalem, 48 )
Yunus’un ( a) balık sahibi olarak nitelenmesinin sebebi, onun balığın karnına hapsedili­şinden gelmektedir . Yoksa ba­lıkçılık ve buna benzer bir iş yaptığından dolayı değildir.
Yunus kıssası hakkında Kur’an-ı Kerim’de dört yerde işaret vardır. Yunus Suresi, Enbiya Suresi Saffat ve Kalem surelerinde kıssa hakkında de­taylı olmayan ve fakat kıssanın amacını en beliğ biçimde ifade eden ayetler yer alır.
Şurası muhakkak ki Yunus kıssası hakkında Kur’an’ın iniş dönemi esnasında yaşayan müşrikler, atalarından gelen lafzi olan bir tevatür ola­rak ve de Ehl-i Kitab sahiple­rinden edindikleri bir takım tahrif edilmiş , kıssanın indiriliş ama­cından uzaklaşmış tarihi ve biyografik bilgi konumunda olan bilgilere sahiptiler.
Bu hususta Kitab-ı Mukad­deste Yonah – Yunus - adlı bir kitabın bulunduğu ve orada anlatı­lanların ; Kur’an’da anlatılan Yunus kıssası ile ortak niteliklere sahip olduğu görülmektedir .
Ancak gerek Kitab-ı Mukaddes’te yer alan metinler ve gerekse müşriklerin Yunus @ hakkında edindikleri tevatürler , insanları hidayete sevk edecek bir amil olmaktan öte , tarihsel , coğrafik ve biyografik hikâye niteliğine bürünmüş bir efsane niteliğine sahipti .
Bu yüzden Cenab-ı Hakk , Yunus kıssasını , vermek istediği mesaj ve mesajlara tahvil edecek özellikte tekrar inşa ! ederek , tüm insanların konumlarına göre bu kıssadan ders alıp ,Allah’ın birliğini tasdik etmelerini sağlayacak biçimde Kur'an'ı Kerim'de muhataplara sunmuştur .

Yunus peygambere baskı ve iftiralar :

“ Doğrusu Yunus da Resul­lerindendir . ” ( Saffat, 139 )
Putperest bir toplum içinde yaşayan Yunus ( @ Allah tara­fından elçi olarak seçilir . Al­lah’tan aldığı vahyi insanlara iletmesi , onları İslam’a davet etmesi için görevlendirilir.
Allah Kur’an’da elçilikle gö­revlendirdiği peygamberler arasında Yunus'u @ da sıralar .
“ Nuh ‘a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimizi , İbrahim‘e , Ismail‘e , Ishak‘a ve Yakub‘a , torunlarına , Isa'ya , Eyyub‘a , Yunus‘a , Harun‘a ve Süleyman‘a vahvettiğimiz gibi , şüphesiz sana da vahvettik’’ ( Nisa, 163 )
Yunus peygember bugünkü suriye ve ırak sınırları içersinde yer alan topraklarda hüküm süren Asur kırallığının en büyük şehirlerinden olan Ninova'da elçilikle görevlendirilmiş bir resul'dü . Ninova Kur'an'da " yüz bin veya daha çok " 37 / 147 kişinin yaşadığı Asurluların başşehir olarak kullandıkları bir yerleşim merkeziydi .
Tevrat'ta ise Ninova şehrinin evsafı hakkında şu bilgiler verilmektedir . " Nineve çok büyük bir şehirdi genişliği üç günlük yoldu . " Yunus kitabı bab 2 ; 3 " O şehir ki orada sağını ve solunu seçemeyen yüzyirmi binden ziyade insan , bir çok da hayvan var . "Yunus kitabı bab4 ; 11
Yunus@ risaletle görev­lendirildikten sonra büyük bir çaba ile kavmine ;
putlara tapmamalarını , eşi ve benzeri bulunmayan , doğmamış ve do­ğurmamış bütün kainatın yaratıcısı olan Allah’a tapmaları­nı , ona kulluk etmelerini ilan etmeye başladı .
Taptıkları putların onlara bir faydasının olamayacağını , kendilerine fayda ve zarar vermekten aciz durumda olan bu putları terk etmelerini , her fırsatta insanlara bildirdi .
Yunus'un @ tüm uyarılarına rağmen kavminin inkarcıları onun aleyhine bir tutum içinde olmaya devam ettiler .
Ninova'lılar Yunus'un sürekli uyarılarına rağmen ; Onun verdiği mesajları kale almıyarak , Yunus'u @ yalancı , büyücü , insanları yönetme heveslisi biri olduğunu öne sürdüler .
Yunus'tan @ mucize talebinde bulu­narak ; yanında melekler ol­masını istediler . Daha neler ne­ler... Maksatları peygamberi zor durumda bırakmak , onu toplu­mun gözünden iyice düşürmek­tir .
Her seferinde Yunus’a @ elle ve dille saldırıda bulundu­lar . Onun direncini yıkmaya ve söylediklerinden vazgeçirmeye çalıştılar . Bu baskılar her ge­çen gün daha da artarak sürdü .
Kavmi sanki taş kesilmişti , Yu­nus’un uyarıları hiç işitilmemiş gibiydi .
Yunus @ insanların ilahi mesaja olan duyarsızlığına ve gördüğü haksız tepkilere öfkelenmiş , bunalmaya başlamıştı . Kendi kendini yemekteydi .
Aslında onun bu hali peygamberlerin müşfik vasıflarından biridir . Onun derdi , kendi kendini yemesi , kavminin Allah' itibar etmeyerek , şirkte ısrar etmesi , bu durumun onları helake sürüklediğini gördüğü içindir .
Kur'an'da peygamber'lerin müşfik vasıflarını şöyle beyan eder .
" Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz . Aslında onlar seni yalanlamıyorlar , fakat o zalimler açıkça Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar . " Enam / 33
" Sabret ! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir . Onlardan dolayı kederlenme ; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma ! " Nahl / 127
" Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz ." Hicr / 97
Yoksa kavminin iman et­memiş olması onun açısından , Allah nezdinde görevini yapmadığı , dolayısı ile bu görevi yapamadığı için kendi kendini yediği anlamına gelmiyordu .
Çünkü Al­lah şu umumi kaideyi zaten ona bildirmişti.
" Onları doğru yola iletmek sana ait değildir . Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir " ( Bakara / 272 )
“Rabb'in dileseydi, yeryü­zündekilerin hepsi mutlaka iman ederdi . 0 halde sen mi insanları , inanmaları için zor­layacaksın ? Allah’ın izni ol­madan kimse iman edemez . ” ( Yunus, 99-100 )
Yunus ( a) yine de kavminin inkarcı tutumuna çok üzülü­yordu. İşte ne oldu ise oldu , bu sıkıntı ve çaresizlik içindeki durum esnasında Allah’tan bir emir olmaksızın kavmini terk ederek yola koyuldu .
Allah , Yunus’un bu davra­nışını Kur’an’da söyle beyan eder :
“ Zünnun hakkında söyledi­ğimizi an . 0 öfkelenerek giderken , kendisini sıkıntıya sokma­yacağımızı sanmıştı . " ( Enbiya, 87 )
Yunus'un bu ani eylemine iki sebep gösterilmektedir .
1 – Öfke
2 – kendisinin , Allah tarafından sıkıntıya sokulmayacağı zannı ..
yani Yunus peygamber sakin bir zamanda , nitelikli düşünebileceği bir anda değil ; nefsine yenildiği düzgün düşünemediği bir anda ; bir öfke zamanında bu eyleme kalkışmıştır .
Bunu şöyle değerlendirmek gerekmektedir . Yunus'un @ kavmini terk kararı fevri ve insanın doğru karar alamayacağı bir psikolojik travma halinde alınmıştır . Yani eylem önceden tasarlanan bir hareket değildir .
Bu Allah'ın yunusu daha sonra affetmesinin en önemli etkenlerinden biri olabilir .
Bu ayet ile aynı zamanda öfkeyle yapılan hareketlerin tüm insanlar için sıkıntı oluşturabileceği , dolayısı ile öfke ile hareket etmemek gerektiği mesajı ihsas edilmektedir .
Hukuki açıdan olayı değerlendirecek olursak ; normal olmayan ortamlarda verilen kararlar , normal ortamlara göre değerlendirilemez .
Çünkü sağlıklı karar verme imkanı ortadan kalkmıştır .
Bu normal olmayan davranışın nedenini bilmek karar vermek açısından önemlidir .
Tasarlayarak adam öldürme ile kazaen veya savunma amacıyla yapılan veya hakarete v.b tahriklere binaen yapılan eylem aynı değerlendirilemez .
Her ikisini meydana getiren durumların incelenerek karar verilmesi gerekir , dolayısı ile adalet bunu gerektirir .
Ki Allah'ın Yunus'u @ affetmesindeki etkenlerden birinin öfkelenerek kavmini terk etmesi olduğu aşikardır .
Yunus'un @ kavmini terk olayında , öfkenin yanında sıralanan terk nedeni ; Allah'ın onu sıkıntıya sokmayacağı ; yani elinden gelen her şeyi yaptığı için , Allah'ın , Yunus'un bu hareketini anlayacağı ve kendisine hak vereceği inancıdır .
Yunus @ ve muhatap insanlar açısından haklı bir sebep gibi görünüyorsa da , aslında bu düşünce incelendiğinde çok yanlış bir hareket olduğu anlaşılmaktadır .
Sebep sonuç ilişkisine baktığımızda bu rahatlıkla görünmektedir . Sonuçta ne olmuştur ; terk edilen Yunus'un @ kavmi iman etmiştir . O halde bu sonucu bilemeyen , gaybı bilemeyen Yunus ; yaptığı terk hareketi ile ne yapmıştır ? Allah'ın takdir yetkisini idrak edememiştir . Yani sınırını aşmıştır .

Kavmini terk etmesi :

Allah diğer peygamberlerin kıssalarında anlattığı gibi ; resul ve ona inananlara kavimlerini terk etmeleri emrini verdiğinde artık o toplumda kimsenin iman etmeyeceğini takdir etmiştir . Ondan dolayı çıkış izni vermiş ve resullerde bu emri uygulamışlardır .
Oysa Yunus @ kıssasında kavmin gaybi durumunu takdir edemeyen ve kendisine terk etme ile ilgili bir emir verilmeyen Yunus peygamber ; Allah'ın yetkisinde olan bu kararları veya durumları kendisi değerlendirerek karar almaktadır , dolayısı ile yetki sınırlarını aşmıştır .
Enbiya Sure'sindeki bu ayeti kerime'de Yunus'un @ kavmini terk etmesine sebep olarak öfkelenmesi gösterilir .
Burada tesbitini yapmamız gereken bir durum vardır . Resulün öfkesi Allah' a değil , toplumuna karşıdır .
Ayete göre kavmine kızan Yunus @ " Kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı " ifadesi ile belirtilen ; Allah'tan bir emir olmadığı halde kavmini terk etmiştir .
Oysa Kur’an’da, Resullerin kendi toplumlarından ayrılma­larının hep Allah’ın izniyle ol­duğunu görürüz .
“ Biz Musa‘ya : “ Kullarımı geceleyin yola çıkar . Şüphesiz takip edileceksiniz . ” diye vah­yettik . ” ( Şuara, 52 )
“ Senin kavminden inanmış olanlar dışında ( bundan son­ra ) kimse iman etmeyecek . On­ların yapageldiklerine üzülme . Nezaretimiz altında ve sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap... ” ( Hud, 36-37 )
“ Rabbim ! Beni ve ailemi bunların yapageldiği kötülükten kurtar . ” dedi . Bunun üzerine geride bulunan yaşlı bir ka­dın dışında , onu ve ailesini , hepsini kurtardık . ” ( Şuara, 169-171 )
Dolayısıyla Yunus peygam­berin , kavminin akıbeti hak­kında Allah’ın emrini bekleme­den , yanlış bir kararla Allah’ın kendisini sıkıntıya sokmayaca­ğını da zannederek toplumunu terk etmesi “ Sünnetullah ”a yani Allah’ın kanununa ters düşmüştür .

Yunus'un @ tövbe ve tesbihi :

Yunus’un @ kavmini terk etmesinden sonraki olaylar şöyle gelişir :
“ Dolu bir gemiye kaçmıştı . "
" Gemide olanlarla karşılıklı kur’a çekmişti ve yenilenlerden olmuştu . Bu sebeple denize atılmıştı . "
" Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu . "
" Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı , tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı . "
" Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık "
" Onun için geniş yapraklı bir bitki bitirdik . "
" Onu yüz bin veya daha çok kişiye resul olarak gönderdik . " ( Saffat, 140-147)
Yaptığı yanlış içtihat'ın neticesinde Allah , Yunus'u @ sıkıntıya uğratır .
Resul'lükle görevli Ninova şehrinden ayrılan Yunus @ , Akdeniz kıyısındaki Yaf limanına gelerek Tarsus şehrine giden bir gemiye biner
Tevrat'ın yonah ( Yunus ) kitabında Yunus'un @ başına gelenler şöyle anlatılır .
" Yunus Rabbin önünden tarşişe ( tarsusu ) kaçmaya kalktı ; Yafaya indi ve tarşişe giden bir gemi buldu . ….gemiye bindi . " Yunus kitabı bab1; 3
Gemideki seyahat esnasında bir müddet sonra fırtına patlar ve gemi batma aşamasına gelir . Üzerlerindeki bir lanetten dolayı bu duruma düştüklerine inanan putperest gemiciler ve yolcuların ; aralarından birini tanrılarına kurban olarak denize atmak için kura çekme kararları doğrultusunda , kura Yunus'a @ çıkar ve Yunus @ fırtınanın dinmesi ve geminin ve yolcuların kurtulması için denize atılır .
" Ve Rab denizin üzerine büyük bir yel gönderdi , denizde büyük bir fırtına oldu , gemi kırılacak gibi idi . Gemiciler korktular , her biri kendi İlah'ına feryat etti ."
" Ve kura çektiler , kura da Yunusa düştü . "
" Ve ona dediler deniz bize yatışsın diye sana ne deldim …..Yunusu kaldırıp denize attılar."
Yunus kitabı bab1; 4-16
Denize atılan Yunus'u Allah'ın bir mucizesi olarak bir balık yutar .
Balığın Yunus'u yutması ve karnında kaldığı süreler hakkında Kur'an'da açıklama verilmez . Kur'an'ın bu noktada üstünde durduğu Yunus'un Allah'a karşı tutumu ; tövbe ve tesbihi ; yani özelde bu olsa da , genelde tüm Kur'an muhatapları için kıyamete değin sürecek olan bir mesaj verilmektedir .
Balı nev'i , karnında kaldığı süre v.s önemli değildir . Çünkü bu bir mucizedir , sorgulanamaz .
Önemli olan o andan alınacak mesajdır . Ve bu mesaj Yunus kısasının özüdür .
Çünkü Yunus @ düştüğü bu durumda mazeretlere , balki haklı sebeplere sığınmamaktadır . Allah karşısında uğradığı bu olayın faili Allah'ı görmekte ; Allah'ın adaleti karşısında , hatasını ikrar etmekte " Gerçekten ben zalimlerden oldum !" ; derhal yapması gerekeni yapmaktadır . " Senden başka hiçbir tanrı yoktur . Seni tenzih ederim . " diye niyaz etti . " yani Allah'ı tesbih etmektedir . Allah'tan torpil ! beklememekte ; resullüğünü ve toplumuna karşı yaptığı görevlerini öne sürerek mazeret üretmemektedir . İşte bize mesajlar !
İnsanlar yaşamları müddetince çeşitli defalar , Allah'ın verdiği musibet ve uyarıları karşısında Yunus'unki gibi davranış moduna girmelidirler .
Ben senin halis kulunum , namazımı , ibadetimi yaparım , bula bula bu musibet beni mi buldu v.b gibi aykırı düşünceler ; Allah'a itaatkar kullar için , Allah'ın huzurunda Yunus'ça bir davranış olmayacaktır .
Başına gelen bu musibetlerin kendi davranışı sebebiyle olduğunu idrak eden Yunus @ , Allah'a kulluğunun bir ifadesi olan tövbe kapısına başvurur .
" O , dertli dertli Rabbine niyaz etmişti ." ( Kalem, 48 )
"Nihayet karanlıklar içinde : " Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim . Gerçekten ben zalimlerden oldum ! " diye niyaz etti . " ( Enbiya, 87 )
Ummadığı halde Allah ta­rafından sıkıntıya uğratılan Yunus , Allah’a kulluğun gereği olarak umutsuzluğa düşmez . Tövbe etmenin / hatadan geri dönüşün bir ibadet olduğunu en iyi bilen o şanlı Resul’ün yaptığı tövbe sayesinde , Allah tarafından af­fedilir .
Allah'ın gerek inkarcı gerek Müslüman kulları için kurtuluş kapısı olarak ihdas ettiği bu tövbe kapısında ; Yunus'un @ hem hatasını ikrar ve geri dönüş "Gerçekten ben zalimlerden oldum ! " ve hem de Allah'ın gereğince takdir etme " Tesbih " "La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü mine’z-zalimin : Senden başka ilah yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum." vardır .
Yunus'un Allah'ı tesbihi daha sonraki tasavvufi tefsirlerde olduğu gibi , sayısal olarak zikir yapması değil ; Allha'a karşı yapmış olduğu hatalı davranışta eksilttiği vasfını aşikar etmek eylemidir . " Senden başka ilah yoktur . " Bu eylemin önemi şu ayetle daha belirginleştirilmektedir .
" Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı , tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı ." ( Saffat, 143 )
Sonunda Allah onu tövbesini kabul eder . " Bunun üzerine onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık İşte biz müminleri böyle kurtarırız . "
Onu yeni­den kavmine tekrar elçilikle görev­lendirir ve böylece Yunus @ kavminin yolunu tutar .
" Onu , yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik . " ( Saffat,147)
“ Sonunda ona inandılar , bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar geçindirdik . ” ( Saffat, 148 )
Yunus’un @ resullükle tek­rar vazifelendirilip kavmine yollanması ile beraber, kavmi­nin bu sefer ona iman ettiğini görüyoruz . Bu olay da gösteri­yor ki insanların hidayetinin tek müsebbibi Allah’tır . Hida­yet yalnızca onun elindedir .

Yunus kıssası ile Hz. Muhammed ve sahabesine uyarılar:

Kur’an-ı Kerim'de Resullerin kıssalarında görülen ortak noktalardan biri de , vahyin iniş dönem esnasında müşriklerin Müslümanlara uyguladıkları baskılardır .
Resullerin elçilik görevlerini toplumlarına açıklamasıyla beraber , müşrikler tarafından yoğun bir baskı ve eziyet kam­panyası başlatılır Hedef , Resul ve ona uyanların dirençlerini yıkmak ve aynı zamanda Müslümanları kitleye aciz göstermektir .
Resuller yalancılıkla itham edilir. Üstünlük heveslisi olarak nitelendirilir. Mecnun olarak vasıflandırılır . Sihirbaz , Kahin ve Şair olduğu iddia edilir .
İftiranın her türlüsü yapılır . Resullere ve ona uyan Müslümanlara çeşit çeşit tuzaklar kurulur .
Bütün bu eziyet ve baskılara rağmen Resul ve ve diğer Müslümanların yapacakları tek hareket ; " Okuma " ( tebliğ ) eyleminde " Sabır " etmek , gidişatın seyrini Allah'ın istediği istikamette devam ettirmektir .
Kur'an'ın iniş döneminde de Resulullah'ın elçiliğini ilan etmesiyle beraber geçmişte diğer resullere yapılanlar " Sünnetullah " gereği tekrar edilmeye başlandı . Müşriklerin Rasul ve Kur’an’a yaptıkları iftira ve saldırıları, Allah, Kur’an’da şöyle beyan ediyor.
“ ( Ey Muhammed ) öğüt ver ; Rabb’inin nimetiyle sen, ne kahinsin, ne de mecnunsun.” ( Tur, 29 )
“ Arkadaşınız sapıtmadı ve azmadı.” ( Necm, 2 )
“ ( Dediler ki ) Bu Kur’an Öğ­retilegelen bir sihirdir . Bu Kur’an sadece bir insan sözüdür.” ( Müddessir, 24-25 )
“ Biz ona şiir öğretmedik . ” ( Yasin, 69 )
Rasulullah’a yapılan bütün iftira ve eziyetlere karşın Al­lah , resulüne şöyle emreder :
“ Bizi anmaktan yüz çevi­renlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma ! ” ( Necm, 29 )
" ...Yanlarından güzelce ayrıl . " ( Müzzemmil, 10 )
Rasulullah’a yapılan çirkin iftira ve taarruzlara karşı on­dan müşriklerin yaptıkları bu tazyiklere aldırış etmemesi , onların yaptıklarının karşılığını Alİah'a havale etmesi istenir .
Allah , müşriklerin bu tavır­larına çok üzülen , adeta kendi kendini yiyen Hz. Peygamber ve beraberindeki Müslümanlara " sabr ” etmelerini , tebliğ ey­leminde gevşememelerini , akıbetlerini kendine bırakmalarını ister.
" Yalanlayanları bana bırak " ( Kalem, 44 )
" Yalanlayanları bana bırak . Onlara az bir süre tanı " ( Müzzemmil, 11 )
" Sen Rabb’ının hükmüne sabret . Balık sahibi gibi Olma .." ( Kalem 48 )
Kalem suresı kırk sekizinci ayet-i Kerime'de geçen " Balık sahibi gibi
olma .. "hitabı ile Resulullah ve diğer Müslümanlara ; geçmişte müşriklerin baskı ve eziyetlerine dayanamayarak toplumunu terk eden Yunus @ peygamber kıssası anlatılır .
Allah müşriklerin baskıları­na karşı , dayanma güçlerinin sınırını zorlayan Resulullah ve ashabının ; geçmişte müşrik toplumunun baskılarına sab­retmeyerek elçilik görevini bı­rakıp , toplumunu Allah’ın izni olmaksızın terk ederek hata eden Yunus’un ( a) kıssasından öğüt ve ibret almalarını ve Yu­nus’un bu hatalı davranışına meyletmemelerini , Allah’ın Mekke müşrikleri hakkındaki hükmüne kadar sabretmelerini ister.

Kur'an ve Tevrat'ın Yunus kıssalarındaki farklılıklar :

Kur'an'ı Kerim'de Yunus'un @ ailesi hakkında bilgi verilmezken tevrat'ta Yunus'un babası Amittay olarak verilmiştir .
Kur'an Yunus'un @ gemiye bindiği yer , gemi ve gemiden atılıncaya kadar geçen safhaları anlatmazken Tevratta geniş açıklamalar yapılmıştır .

" Fakat Yunus Rabb'inin önünden Tarşiş'e kaçmağa kalktı ; ve Yaf'ya indi , ve Tarşiş'e giden bir gemi buldu...." yunus kitabı bab 1 ; 3
Kur'an'da Yunus'un balığın içinde durduğu süre belirtilmez ; Tevrat'ta ise ;
" Ve Yunusu yutmak için rab büyük bir balık hazırladı ; ve Yunus üç gün üç gece balığın karnında kaldı . " Yunus kitabı bab 1 ; 15-17
Kur'an'da Yunus'un resullükle görevlendirildiği şehir ismi verilmezken ; Tevrat'ta , Nineve – ( Ninova ) olarak belirtilmiş ve Ninova'nın nüfusu Kur'an'da " yüz bin veya daha çok kişiye " diye beyan edilirken ; Tevrat'ta yüzyirmi bin olarak verilmektedir .
" Nineve çok büyük bir şehirdi genişliği üç günlük yoldu . "Yunus kitabı bab 2 ; 3
" O şehir ki orada sağını ve solunu seçemeyen yüz yirmi binden ziyade insan , bir çok da hayvan var . "Yunus kitabı bab 4 ; 11
Kur'an'da Yunus'un karaya çıktıktan sonra belirttiği " Onun için geniş yapraklı bir bitki bitirdik . " " Yaktin " türü geniş yapraklı bir bitki ile ilgili olarak , Müfessirlerin uzun uzadıya yorumları olmuştur . biz bunların üstünde durmayacağız .
Müfessirler , Allah'ın bu bitkiyi Yunus@ karaya çıkınca bitkin haldeki vücudunu dış etkilerden korumak amacıyla bitirdiğini savunmuşlardır . Tevrat'ta ise asma kabağı ve bununla ilgili çardakta geçen bir hikaye anlatılmaktadır ki ; Yunus'un karaya çıktığında kendisini muhafaza edebilecek bir bitki ile alakası yoktur . Kanımızca asıl Tevrat metnine yapılan tahrifattan sonra oluşturulmuş bir numune olarak algılanabilecek örnektir .

Yunus'un @ toplumuna geri dönüşü :

Müfessirlerden bir kısmı Yunus'un @ tekrar resullükle görevlendirildiği toplumun , Ninova halkı olmadığı , başka bir toplum olduğu görüşünde iseler de ; gerek Tevrat ifadeleri ve gerekse Kur'an'daki resullerin bulundukları , içinde yaşadıkları toplum ve onların dillerini kullanarak vahyin sunulması vetiresi gereği ; Yunus'un @ tekrar Ninova halkına yani eski kavmine resullükle vazifelendirildiği aşikardır .
Kur'an'da peygamberlerin resullükle görevlendirilme esasları şöyle beyan edilir .
" Onlar arasından kendilerine : " Allah'a kulluk edin . Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur . Hâla Allah'tan korkmaz mısınız ? " ( mesajını ileten ) bir peygamber gönderdik . " Muminun / 32
" Biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik . " Hud / 25
" Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u ( gönderdik ) . " Hud / 51
" Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i ( gönderdik ) ." Hud / 61
" ( Allah'ın emirlerini ) Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik . " İbrahim / 4
Yunus'un @ toplumuna tekrar elçilikle vazifelendirilmesi Tevrat'ta şöyle yer almaktadır .
" Ve ikinci defa olarak Yunusa Rabbin şu sözü geldi : Kalk , Nineveye , o büyük şehre git ve sana söyleyeceğim sözleri ona çağır . " Yunus kitabı bab 3; 1-2
Yunus peygamber'in tekrar toplumuna dönüşünden itibaren , onların Yunus'a @ inandıkları ve böylece İlahi azaptan kurtuldukları görülmektedir .
" Yunus'un kavmi müstesna , ( halkını yok ettiğimiz ülkelerden ) herhangi bir ülke halkı , keşke ( kendilerine azap gelmeden ) iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi ! Yunus'un kavmi iman edince , kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre( dünya nimetlerinden ) faydalandırdık . " Yunus / 98
Bu ayeti kerime aynı zamanda hidayet edicinin yalnızca Allah olduğunu , kimin veya kimlerin küfür veya iman'da kalacağı bilgisinin Allah katında , insanlara gaybi olan bir bilgi olduğunu ve bilahare mübelliğlerin yani Müslümanların bu konularda kararları Allah'a bırakmaları mesajının değişik bir versiyon olarak ; kıssa şeklinde dolaylı anlatımıdır .
Yunus tekrar kavmine uyarıcı olarak yollanmıştır . Toplumun inanmadıkları takdirde azaba uğrayacakları hatırlatılarak Allah'a itaat etmeleri istenmiştir . Neticede Ninova veya Yunus @ kavmi iman etmişler ve Allah'ın azabından kurtulmuşlardır .
Tevrat'ta " Daha kırk gün var ve Nineve yıkılacak . " diye Ninova halkını tehdit eden Yunus'un @ bu tehditlerinden korkan , kral ve tebaasının iman ettikleri anlatılmaktadır .
İşte bu aşamada ve daha sonrasında Yunus peygamber ile Allah arasındaki konuşmalar ; Tevrat'ın tahrif edilmiş boyutunu yine gözler önüne serer ki ; Kur'an'da'ki Resul ve Allah inancı ile Tevrat'ın muharref Resul ve Allah inancı anlatımları çelişir ve Allah'ın neden Kur'an'da Yunus kıssasını inzal ettiğinin sebebini izhar etmiş olur .
Yunus'un @ tekrar dönüşünde iman eden eden Ninova halkının bu davranışından üzüntü duyduğunu , bu yüzden ölmek istediği anlatılarak , Allah ile Yunus arasındaki Allah'ın , Ninova'yı affetmesi ile ilgili , Yunus'u ikna çabalarına dair asma kabağı hikayesi anlatılır .
" Biliyordum ki sen lutfeden ve çok acıyan , geç öfkelenen , ve inayeti çok olup kötülükten nadim olan Allah'sın’’
" Ya Rab , niyaz ederim , canımı benden al ; çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir ."
" Ve Yunus şehirden çıktı , ve orada kendisine bir çardak yaptı , ve onun altında gölgede oturdu . , ta ki , şehre ne olacağını görsün . " Yunus kitabı bab 4 ; 2-5
Tevrat'taki bu anlatımların onun nasıl tahrif edilerek tevhidî boyuttan şirkî boyuta çekildiğinin açık göstergeleridir .
Kur'an'daki peygamber vasıfları ile muharref Tevrat'taki peygamber vasıfları arasındaki tevhidî farkı ortaya koymakta yarar görüyoruz .
Tevrat'ın yunus peygamberi ; Ninova halkına azabı haber verip , şehri gören bir çardakta – tarihte roma'yı ateşe verip zevk için seyreden Neron gibi – seyre çıkar . " kendisine bir çardak yaptı , ve onun altında gölgede oturdu . , ta ki , şehre ne olacağını görsün . "
Hatta kavminin daha sonraki gelişinde iman etmesinden dolayı " Ya Rab , niyaz ederim , canımı benden al ; çünkü benim için ölmek yaşamaktan iyidir ." ölmek ister .
Oysa Kur'an peygamberleri toplumları için neler yapar , neler hissederler , ayetlerden görelim .
" İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince , Lût kavmi hakkında ( adeta ) bizimle mücadeleye başladı . "
"İbrahim cidden yumuşak huylu , bağrı yanık kendisini Allah'a vermiş biri idi . "
"( Melekler dediler ki ) : Ey İbrahim ! Bundan vazgeç . Çünkü Rabbinin ( azap) emri gelmiştir . Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir !
" Elçilerimiz Lût'a gelince , ( Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da " Bu , çetin bir gündür " dedi ." ( Hud / 74-77 )

Sonuç :

Kur’an’da beyan edilen Yu­nus ( a) kıssasından çıkaracağı­mız derslere
gelince:
· Kur'an’ı imam kabul etmiş olanların , karşılarındaki inkar­cıların hal ve tavırları ne olur­sa olsun tebliğ mücadelesini bı­rakmayarak, toplumlarından kendilerini soyutlamamaları gerekir.
· Müslümanlar , inkarcıların Kur'an karsısındaki katı tavır­larının bir gün Allah’ınhidayeti ile değişebileceğini unutmamalıdırlar .
· Bu yüzden Allah , Hz. Muhammed @ ve ashabına ( r.a ) ve kıyamete kadarki tüm Kur'an muhataplarına ; " Yanlarından güzelce ayrıl " " Yalanlayanları bana bırak ; onlara az bir süre tanı ” diye emrederek onlardan sabretmelerini , İnkarcılar hemen iman etmiyorlar diye acele etmemelerini , onlara süre tanı­malarını istemiştir .
· Allah'ın kesin olarak iman etmeyeceklerini bildirmesi ha­linde toplumdan veya şahıslardan ilişik kesilebilir ki , bu da günümüz toplumunda vahyin tekrar gelmesinin mümkün olamayacağına göre " Okuma " ( tebliğ ) eylemi kıyamete kadar kesintisiz sürecektir .
· Toplumun inkarcı tavırları­na kızarak tebliğ vazifesinden yüz çevirip , dünya nimetlerine dalan yahut ıssız beldelere kaçma fikrinde olanlara Yunus @ kıssası en güzel örnek , ibret ve ders olacaktır .
· Zaman bozuldu bu insanla­ra din-min anlatılmaz diyerek toplumlarını terk edip inzivaya çekilen veya çekilmek isteyen­lere en güzel örnek Yunus @ kıs­sasıdır.
· Toplumlarının iman etme­lerinden ümit kesenlere; Yunus’un @ hatasını anlayıp tövbe et­mesinden sonra tekrar resul­lükle toplumuna gönderilmesi neticesi kavminin iman etme olayı , hidayetin Allah’ın elinde olduğunun en güzel öğüt ve ib­ret numunesidir.
· Sonuçta görülen odur ki ha­yatımızın her safhası Allah’ın takdiriyle gerçekleşmekte , onun müsaadesiyle gündemimiz oluşmaktadır . Kendimizi yetki­mizin sınırlarımızın ötesinde görüp küfür-hidayet olayı hak­kında gaybi yargılara varma­mamız gerekir.
· İslam tarihindeki bazı hadi­seler de , bu hususta bize ör­neklik teşkil eder . Ömer b. Hattab , Halid b. Velid ve hatta Ebu Süfyan ve bunlar gibi nice İslam düşmanlarının daha son­raları hidayete erdiklerini ve o andan itibaren İslam’ın yılmaz savu­nucuları oldukları göz önüne a­lındığında , tebliğ eyleminde sü­rekliliğin ve sabrın önemini da­ha iyi kavramak mümkün ola­caktır .
· Tövbe ibadetinin İslam’ın yegane kulluk imkanlarından biri olduğu Yunus’un @ tövbesi ve Allah'ın bu tövbeye icabet etmesi ile kıssada ortaya konmuş olur .
· Yunus'un @ hatasını idrak etmesi ile beraber derhal gerçekleştirdiği Allah'a tövbesi , yanılan , hatalı kullar için Allah'ın bahşettiği nimetin sınırını en veciz biçimde bize beyan etmektedir.

-----------------------

Kuranda yunus ( as)

Güzel Kurani kerimimizde geçen yunus ( as) ile ilgili ayetler. Kuranda geçen yunus ( as) ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.
Kuranda yunus ( as) ile alakali tahmini 19 ayet geçiyor
4:163 - Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
6:86 - İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut'u da ( hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık.
6:87 - Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da ( üstün kıldık). Onları seçtik ve doğru yola ilettik.
10:98 - Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk.
21:87 - Zünnun'u ( balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti.
21:88 - Biz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız.
37:139 - Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
37:140 - Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
37:141 - ( Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan ( yenilenlerden) olmuştu.
37:142 - Derken ( denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. ( Kendi nefsini) kınıyordu.
37:143 - Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
37:144 - Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
37:145 - Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
37:146 - Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
37:147 - Biz onu ( Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
37:148 - O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
68:48 - Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
68:49 - Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
68:50 - Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.

------------------------

H Z . YÛNUS A.S.

Adı Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri.

Soyu, Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb ( a.s)'a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim ( a.s)'a dayanmaktadır. Bazı alimlerin naklettiğine göre, isa ( a.s) annesinin adıyla İsa b. Meryem diye anıldığı gibi, Yûnus ( a.s) da annesinin adıyla Yûnus b. Matta diye anılmaktadır. ( ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 55). Buhârî'nin verdiği bilgiye göre ise, bu görüş yanlıştır. Aslında Matta, Yûnus ( a.s)'in annesinin değil, babasının adıdır. Yani Yûnus ( a.s), Yûnûs b. Matta diye anılınca, babasının adıyla anılmış olur ( ez-Zebîdî, Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî, trc: Kamil Miras, Ankara, 1971, IX, 152).

Yûnus ( a.s)'in Ya'kub ( a.s)'in torunlarından olduğu, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:

"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrâhim'e, İsmail'e, İshâk'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harûn'a, Süleyman'a da vahyetmiş ve Davud'a da Zebûr'u vermiştik" ( en-Nisâ, 4/163).

Bu âyette ifâde edildiği gibi İsâ ( a.s), Eyyûb ( a.s), Harun ( a.s) ve Süleyman ( a.s)'da Yunus ( a.s) ile ayni soydan, Yakub ( a.s)'in torunlarındandırlar.

Yûnus ( a.s)'in nüfusu yüz bini aşkın bir şehrin halkına uyarıcı ve tevhide çağrıcı bir peygamber olarak gönderildiği, Kurân'da şöyle geçmektedir:

"Ve onu yüz bin İnsana, ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" ( es-Saffat, 37/147).

O'nun peygamber olarak gönderildiği bu yerin Ninova şehri olduğu nakledilmiştir. Ninova şehri, Dicle nehrinin kıyısında, şimdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydı. Bu beldenin İnsanları küfrün içinde bulunuyorlardı ve putlara tapmakta idiler. Yûnus ( a.s) onları küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara, küfürlerinden dolayı tevbe etmelerini, Yüce Allah'ın varlığına ve birbirine inanmalarını emretmek üzere gönderilmişti ( ez-Zemahserî, el-Kessâf, Kahire, t.y., V, 126; et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, II, 42).

Yûnus ( a.s)'in adi, Kur'ân'ın çeşitli yerlerinde geçmekle berâber, Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmiştir. Kur'an'ın onuncu sûresinin adı, Yûnus sûresidir.

Kuranda, Yunus Aleyhisselam, Kıssası,Hz Yunus,Yunus,Yunus Kıssası,Yunus Peygamber,


Yûnus ( a.s) milletini otuz üç yıl Allah'a imân etmeye, küfürden kurtulmaya davet etti, tebliğde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kişi ona imân etti ( ibn Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi, IX, 152).

Milletinin bu şekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi, Yûnus ( a.s)'in zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kızgınlığını ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkışmasını şöyle haber vermiştir:

"Zünnûn ( Yûnus)'a gelince, o, öf keli bir halde geçip gitmişti. Bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihâyet karanlıklar içinde; "Senden başka hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti." ( el-Enbiyâ, 21/87).

Bu âyette Yûnus ( a.s)'dan Zünnûn diye bahsedilmiştir. Zünnûn, balık sahibi demektir. Kur'ân'ın başka bir yerinde de, Yûnus ( a.s) bu lâkapla anılmıştır:

"Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi ( Yunus) gibi olma. Hani, o dertli dertli Rabbine niyaz etmişti" ( el-Kalem, 68/48 ).

Hem bu âyette hem de yukarıdaki âyette Yûnus ( a.s)'in sabretmemesine, Allah'ın emri olmadan milletini terk etmeye kalkışmasına işâret edilmiştir. Onun bu hali üzerine, Yüce Allah söyle buyurmuştu:

"O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret" ( el-Ahkâf, 46/35).

Allah'ın müsaadesi olmadan Yûnus ( a.s)'in ayrılmaya kalkışması, iyi netice vermemişti. Ninova'dan ayrılmak için bir gemiye binmişti. Geminin batmaya yüz tutması üzerine, hafiflemesi için yolculardan birinin suya atılması gerekti. Kimin suya atılacağını tespit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus ( a.s)'a isâbet etti. Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmiştir:

"Gemide onlarla karşılıklı Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" ( es-Saffat, 37/141).

işin daha acısı, Yûnus ( a.s) denize atıldıktan sonra bir balık onu yutmuştu. Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermiştir:

"Yûnus, ( Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrıldigi için) kendisi kötülüklerken, onu bir balık yuttu" ( es-Saffat, 37/142).

Burada Yûnus ( a.s) hatasını anlamış ve nefsini kınamaya başlamıştı. Balığın karnındaki karanlıklarda:

"Senden başka ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksın, yücesin. Ben zalimlerden oldum!" ( el-Enbiyâ, 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya başladı. Bu şekilde imân ve inançla Allah'a sığınması neticesinde, Yüce Allah onu affetmişti ( el-Maverdî, en-Nuketu ve'l-Uyûnu, Beyrut 1992, III, 465 vd). Yûnus ( a.s)'in duasının kabul edildiği ve Allah tarafından bağışlandigi, Kur'ân'da şöyle dile getirilmiştir:

"Biz de onun duasını kabul ettik ve onu tasadan kurtardık. iste biz, insanları böyle kurtarırız" ( el-Enbiyâ, 21/88 ).

"Eğer tesbih edenlerden olmasaydı, ( insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı" ( es-Saffat, 37/143, 144).

Gücü her şeye yeten Yüce Allah, balığın karnındaki Yûnus ( a.s)'i öldürmedi. Bir süre sonra balık onu ağzı ile sahile bırakmıştı. Onun kurtuluş ve daha sonraki hali, Kur'ân'da şöyle haber verilmiştir:

"( Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti), biz de onu hasta bir halde agaçsız, boş bir yere attık ve üzerine ( gölge yapması için) kabak türünden bir ağaç bitirdik" ( es-Saffat, 37/145, 146).

Yûnus ( a.s)'in Allah tarafından affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarılması, Kur'ân'ın başka bir yerinde dile getirilmiştir:

"Sen Rabb'inin hükmüne sabret, balık sahibi ( Yûnus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak ( Allah'a) seslenmişti. Eğer Rabb'inden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı. Fakat ( böyle olmadı), Rabb'i onun duasını kabul etti de onu salihlerden kıldı" ( el-Kalem, 68/8, 49, 50).

Yûnus ( a.s)'i bu sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarıldılar. Onların tevbe edip hakka dönüşlerini ifâde eden âyetin meâli şöyledir:

"inandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik" ( es-Saffat, 37/148 ).

Yûnus ( a.s)'in milletinin bu şekilde tevbe etmeleri, küfürden dönüp Allah'a inanmaları, Allah tarafindan övülmüş, methedilmiştir:

"Keşke ( azabı gördükten sonra) inanıp da, inanması kendisine fayda veren bir memleket olsaydı! ( Azabı gördükten sonra inanmak, hiç bir memlekete yarar sağlamamıştır). Yalnız Yûnus'un kavmi, ( azab henüz inmeden önce) inanınca, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırmış ve onları bir süre daha yaşatmıştık" ( Yûnus, 10/98 ).

Yûnus ( a.s)'in faziletli bir İnsan olduğu, Yüce Allah tarafından şöyle haber verilmiştir:

"ismâil, el-Yesa', Yunus ve Lut'a da ( yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler" ( el-En'âm, 6/86).

Hz. Muhammed ( s.a.v) de onu söyle övmüştür:

"Her kim ben Yûnus b. Mattâ'dan hayırlıyım derse, yalan söylemiştir" ( Buhârî, Tefsiru süre 6, 4).

Yûnus ( a.s) da, diğer peygamberler gibi, insanları küfrün şerrinden nehyetmiş ve Allah'a imân etmeye davet etmiştir. inanan insanlar için, onun hayatından alınacak çeşitli ibretler vardır.

---------------------

Yunus aleyhisselâm, Allahü Teâlâ tarafından Asur medeniyeti merkezlerinden Ninova ahalisini doğru yola davet için memur edilmişti. Ninovalılar büyük bir şer ve fesad içerisinde olduklarından Allah'ın elçisinin sözlerine kulaklarını tıkadılar. Hz. Yunus bunun üzerine çok gadaplandı, kızdı ve Allahü Teâlâ'dan izin gelmesini beklemeden orayı terkedip kaçtı, Yafa'ya geldi, sahiplerinin Tersis'e gitmek istedikleri bir dolu gemi buldu, ücretini verdi ve gemiye bindi. Yolculuk devam ederken büyük bir fırtına koptu, dalgalar çoğaldı; gemi batacak hale geldi. Gemiciler telâşa kapıldılar, gemiyi hafifletmek için ağır eşyaları denize atmaya başladılar. O sırada Yunus aleyhisselâm da geminin altına inmiş uykuya dalmıştı. Kaptan durumdan haberdar edip «Rabbına dua et, ola ki bizi bu halden kurtarır da helak etmez» dedi. Gemidekiler, 'bize bu felâket kimin sebebiyle geldi? Bunu bilmek için aramızda kur'a atalım', dediler, Atılan kur'a Hz. Yunus'a düşmüştü, bunun üzerine; «Anlat bize, sen ne yaptın, nereden gelip nereye gidiyorsun, hangi köyden hangi soydansın?» dediler. O vakit onlara «Ha ben karayı ve denizi yaratan göklerin ilâhı Rabbın kuluyum» dedi ve başından geçen hâdiseyi anlattı. Onun üzerine gemidekiler çok korktular ve «Niye öyle yaptın?» diye kendisini ayıpladılar. Sonra ona, «Bu denizin durulması için sana ne yapalım?» dediler. Yunus aleyhisselâm da «Beni denize atın fırtına durur, çünkü bu büyük fırtına benim için oldu» diye cevap verdi. Adamlar buna rağmen gemiyi karaya çekmek istediler, muvaffak olamadılar. Nihayet Hz. Yunus'u tuttular, gemide bulunanların kurtulması için kendi rızasıyla denize attılar, derhal deniz duruldu. Ve büyük bir balık, Allahü Teâlâ'nın emriyle Hz. Yunus'u yuttu.

Yunus aleyhisselâm balığın kanunda hatasını anladığı, Rabbından izin almadan kavmine kızıp kaçtığı için kendini çok ayıplıyor, kınıyor, pişman oluyor; «Allahım, senden başka ilâh yoktur, teşbih ancak sanadır, muhakkak ki ben haddini aşanlardan oldum.» diye nida ediyordu. Fakat sadece burada değil, öteden beri Rabbına teşbih ile zikredicilerden olduğu için balığın karnında üç gün üç gece kaldı ki, bu Allahü Teâlâ'nın bir peygamberini hapsedişinin bir ifadesiydi. Allahü Teâlâ'yı öteden beri teşbih ettiği için mahlûkatın tekrar diriliş gününe kadar burada kalması mümkün iken, kalmadı ve böyle kısa bir müddetten sonra yine Allahü Teâlâ'nın emriyle balık tarafından açık, boş bir sahaya bırakıldı.

Yunus aleyhisselâm balığın karnından karaya çıktığı zaman hasta bir halde idi ve Allahü Teâlâ kendisine bir siper olarak, üzerinde bal kabağı cinsinden bur bitki bitirdi, orada istirahat etti. Daha sonra kaçtığı kavmine hakkı bildirmesi için tekrar memur edildi ki, onların nüfusu yüz bini geçiyordu. Hz. Yunus kavmini Allah'ın azabını haber vererek îmana davet etti. Onlar da bunun üzerine yeis halinde îman ettiler ve bir zamana kadar ömür sürdüler.

Hz. Yunus kıssasında dikkate şayan bir husus vardır ki, o da yeis halinde îmanın makbul geçmesi, yalnız Yunus aleyhisselâmın kavmine mahsus olmasıdır.


--------------------

Hz Yunus A.S. Hayat Hikayesi
Geçmiş zamanlar Asurlular diye bir kavim vardı. Bu kavim Ninova şehrinde yaşardı. Ninova o vakitler en büyük şehirlerden biriydi. Hz. Yunus'ta Allah tarafından bu kavime peygamber olarak gönderildi. Hz. Yunus peygamber olduğu zaman 30 yaşındaydı.

Ninova halkı ticaret ile uğraşan zengin bir ahaliydi. Bu zenginlik halkın gözünü kamaştırıp doğru yoldan aynlmalarına neden oldu. Artık putlara tapıyorlardı. Ahireti düşünmez olmuşlardı.
Hz. Yunus Ninova'lılan Allah yoluna davet etti. Hz. Yunus'a çokça küfürler edildi. Ancak O, yılmadan, yorulmadan, sabırla tam 33 sene boyunca herkesi doğru yola çağırdı. Allah'ın emri ile belli zaman sonra başlanna bir felaket geleceğini anlattı.
Hz. Yunus'un söylediklerine inananlar da inanmayanlarda olmuştu. Hz Yunus Allah'tan izin almadan kavminden aynldı. Felaket günü yaklaşıyor, herkez Hz. Yunus'u anyordu. Fakat kimse bulamıyordu.

Hz. Yunus Dicle kıyısında bir gemiye bindi. Kendi ile birlikte gemiye binen başkalarıda olmuştu. Denize açıldılar.
Bu arada Ninova çok hareketliydi. Çünkü Hz. Yunus'un söylediği gün gelip çatmıştı.

Gündüz aniden güneş yok oldu. Her taraf karanlığa büründü. Etrafta çok korkunç sesler vardı. Herkes birbirine Hz. Yunus'u soruyordu. Şehirdeki putlan kırdılar. Allah'a düalar ettiler yalvardılar. Allah dualan kabul etti. Beklenen felaketi yaratmadı.

Hz. Yunus, ise gemideydi. Nasıl olduysa gemi gitmiyordu. Üstelik hiçbir sebebide yoktu. Gemi batmak üzereydi. Aralarında bir karar aldılar. Kur'a çekilecek ve bir kişi gemiden atılacaktı. Kur'a çekildi. Hz. Yunus çıktı.

Kur'ayı yenilediler tekrar Hz. Yunus çıkmıştı.
Hz. Yunus kalktı ve gömleğini çıkardı. Ailah'ın izni olmaksızın kavminden ayrılmıştı. Bu hatası hiç aklından çıkmıyordu. Gün batımında Allah'a tövbe ederek kendini engin sulara attı.

Yaptığı tövbeyi Yüce Allah kabul etti. Hz. Yunus'u kurtarması için büyük bir balık gönderdi. Hz. Yunus denizin sulanna gömüldüğünde, balık Hz. Yunus'u yuttu, Hz. Yunus'u karnında muhafaza etti. Daha sonra kıyıya geldiğinde Hz. Yunus'u kıyıya bırakıp uzaklaştı.

Hz. Yunus çok yorgundu, yürüyemiyordu. Sürünerek kumsala doğru ilerledi. Çevreye bakındı. Böcekleri ve zararlı hayvanları gördü. Oraya yığıhverrrüşti. Çok yakıcı bir güneş vardı. Yüce Allah bir bitki yarattı. Bu bitkinin adı Yaktin idi. Yaktin çok çabuk büyüdü.

Hz. Yunus'u güneşten ve böceklerden korudu.
Artık Hz. Yunus kendine gelmişti. Fakat nerede olduğunu biliyordu. Yola koyulmak için hazırhklar yaptı. Sonra yola çıktı. Çok uzun bir yolculuktan sonra Ninova'ya vardı.

Hz. Yunus nihayet kavminin yanına varmıştı. Ninova'da Hz. Yunus büyük bir sevgi ve saygıyla karşılandı, Hz. Yunus gördü ki putlar yok olmuş, kavmi yalnız ve yalnız Yüce Allah'a ibadet ediyordu.

Ninova'lılar, doğruyolu bulmuştu. Hz, Yunus çok sevindi. Gördükleri onu çok etkilemişti. Şükretti.
Hz. Yunus uzun yıllar kavmi ile beraber Allah'a ibadet ederek yaşadı.

Ölümünün yaklaştığı zaman Ninova'dan ayrıldı. Kimse nereye gittiğini bilmiyordu.
Daha sonra bilinmeyen bir tarihte, bilinmeyen bir yerde öldü.

Hz. Yunus'un Asurlulardan ayn kalması ile beraber, kavim yeniden dinden uzaklaştılar. Bunun üzerine Allah Ninova şehrini düşmanlann işgaline izin verdi. Böylece Asurlular devleti yıkıldı.

------------------


HZ. YUNUS ( A.S)

"Doğrusu Yûnus da, gönderilen peygamberlerdendi. Hani o, dolu bir gemiye binmişti. Gemi de olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de yenilenlerden oldu." ( Saffât: 37/139-141 )

Hz. Yûnus ( a.s)'ın Kur'an'da Zikredilmesi:

Hz. Yûnus ( a.s)'m ismi, Kur'ân-ı Kerîm'in; Nisa, En'âm, Yûnus ve Saffât Sûresinde olmak üzere dört yerde geçmektedir.( 1)

İki yerde ise, Allah'ın ona taktığı lakap ile anılmaktadır. Bunlardan biri, "Zünnûn" ( Balık sahibi)'dur. Onun bu lakabı, Enbiyâ Sûresinde şöyle geçmektedir:

"Zünnûn ( Yûnus) 'a gelince, o öfkeli bir halde ( halkını bı­rakıp) gitmişti. Bizim, kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zan­netmişti. Nihayet karanlıklar içerisinde: 'Senden başka hiçbir İlah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben, zalimlerden oldum.' diye niyaz etti." ( 2)

Diğeri ise, "Sahibu'l-Hut" ( Balık sahibi) 'tur. Bu lakabı da, Kalem Sûresinde şöyle geçmektedir:

"Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. "Balık sahibi" ( Yûnus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etti. Şa­yet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka çırıl çıplak kınanacak bir halde oraya atılacaktı."( 3)

Görüldüğü üzere, Hz. Yûnus'un ismi, Kur'ân-ı Kerîm'in dört yerinde "Yûnus", bir yerinde "Zünnun" lakabı ile diğer bir yerinde ise "Sahibu'1-Hut" lakabı olmak üzere toplam altı yerinde geçmektedir.( 4)

Hz. Yûnus ( a.s)'ın Soyu:

Tarihçiler, Hz. Yûnus'un ( a.s) soyu ile ilgili herhangi bir bilgi kaydetmemişlerdir. Ama isminin, Yûnus b. Metta oldu­ğunda ittifak etmişlerdir.

Hz. İsa ( as), Kur'an ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde hep annesinin adı ile anılır. Hz. Yunus ( as) da “Metta’nın Oğlu” diye anılmaktadır. Bazıları ‘Metta annesidir’ diyorlarsa da, babası olması daha çok kabul görmektedir. ( bk. Ez-Zebidî, Tecrîd-i Sarih I-XII)

Kitap ehli, Hz. Yûnus ( as)'u, ( Yûnân b. Emtây" şeklinde ad­landırmışlardır.

Hz. Yûnus ( as), İsrailoğulları peygamberlerindendir. Soyu, Hz. Yakûb ( as)'un oğullarından Bünyâmîn'e ulaşır. Bünyâmîn ise, Hz. Yûsuf ( as)'un öz kardeşidir.( 5)

Hz. Yûnus ( a.s)'ın Daveti:

Yüce Allah, Hz. Yûnus ( as)'u, Irak'taki Musul toprağında bu­lunan "Ninova" halkına peygamber olarak gönderdi. Çünkü Ninova halkı arasına putçuluk girmiş ve içlerinde putlara tap­ma yaygınlık kazanmıştı.

Hz. Yûnus ( a.s), Şam bölgesindeki beldelerden Ninova'ya giderek oradaki halkı Allah'a davet etti. Fakat halk, onun da­vetini kabul etmeyerek risaletini yalanladılar.Yüce Allah, bu tür memleket halkının çoğunun durumu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Biz hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri, 'Biz, size gönderilmiş olan şeyi hemen inkar ediyoruz.' derler."( 6)

Hz. Yûnus ( a.s), Ninova halkına; öğüt veriyor, nasihat edîyor ve onları Allah'a davet ediyordu. Bu şekilde aralarında yıllarca kaldı. Fakat Hz. Yunus ( as), onlardan; hakka tıkanmış kulaklar ve kılıflı kalplerden başka bir şeyle karşılaşmadı. Onları Allah'ın yoluna getirmede gücü yetmedi. Daha sonra onlara, eğer Allah'a iman etmezlerse, başlarına ilahi azabın geleceğini vaat etti. Kavminin durumunda bir değişiklik olmayınca, kendi­lerine üç gün sonra ilahi azabın geleceğini vaat ederek kızgın bir şekilde aralarından ayrılıp gitti. Bunun yanı sıra onların, Hz. Yûnus ( as)'u tehdit ettikleri, kızdıkları ve kovaladıkları, bunun sonucunda Hz. Yûnus ( as)'un, onlardan kaçtığı da söylenir.

Hz. Yûnus ( a.s), Yüce Allah'ın, kendisine oradan çıkması ile ilgili emri gelmeden önce aralarından çıkıp gitmişti. Çünkü Hz. Yûnus ( a.s), memleketini terk edip ailesiyle birlikte oradan çıkması ile ilgili Allah'ın emri gelmeden önce çıkışından dola­yı kendisini hesaba çekmeyeceğini ve sıkıntıya düşürmeyece­ğini sanmıştı... Yüce Allah'ın şu sözü, bu görüşü desteklemek­tedir:

"Zünnun ( Yûnus)'a gelince, o, öfkeli bir halde ( halkını bı­rakıp) gitmişti. Bizim, kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti."( 7)

Hz. Yûnus ( a.s), Rabbine değil de kavmine öfkelenerek çekip gitmişti. Çünkü Rabbine öfkelenmesi, Allah'a karşı ya­pılmış bir isyan sayılır. Üstelik böyle bir şey, peygamberlerin masumiyetine ters düşer.

Abdullah ibn Mes'ud, Mücahid ve Seleften bir topluluk dediler ki: "Hz. Yûnus ( a.s), onların aralarından çıkıp gidince ve onlar da başlarına gelecek olan azabı hak edince, Cenab-ı Allah, onların kalplerine pişmanlık ve tövbe bıraktı. Peygam­berlerine yaptıklarından ötürü pişman olup Allah'a yöneldiler. Canlarına eziyet vermek için de kıldan örülmüş giysiler giyin­diler. Sonra da Yüce Rablerine feryadı figanla yalvarıp yakar­dılar. Hayvanlar ile yavrularını birbirinden ayırdılar. Allah'ın huzurunda boyun büküp sükunet gösterdiler. Erkekler, kadın­lar, oğullar, kızlar ve analar hep ağlaştılar. İrili-ufaklı hayvan­lar, davarlar ve binekler bağrıştılar. Develer ile yavruları, inek­ler ile buzağıları ve koyunlar ile kuzuları böğürüp meleştiler. Çok korkunç bir an yaşadılar. Hz. Yûnus ( as)'a yaptıkları haksızlık nedeniyle Cenab-ı Allah; kendi gücü, şefkati ve merhameti gereği-karanlık gece parçaları gibi başlarının üstünde dönen azabı, onların üzerinden kaldırdı. İşte bundan dolayı Yüce Al­lah şöyle buyurmaktadır:

"Yûnus'un kavmi müstesna, ( halkını yok ettiğimiz mem­leketlerden) herhangi bir memleket halkı, keşke ( kendilerine azab gelmeden) iman etse de imanları kendilerine fayda ver­seydi. Onlar iman edince, onlardan dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir müddet daha ( dünya nimetlerinden) faydalandırdık."( 8 )

Hz. Yûnus ( a.s), Balığın Karnında:

Hz. Yûnus ( a.s), kavminden ayrılıp denizin kenarına vardı. Orada yolculuğa hazır bir gemi buldu. Gemiye binmek için gemi halkından izin istedi. Onda bir hayır olduğunu anladılar ve onun gemiye binmesine izin verip onu gemiye bindirdiler.

Denizin ortasına vardıklarında, şiddetli rüzgar esmeye ve deniz dalgalanmaya başlayınca:

- "Aramızda bir günahkar var." dediler. Bunun üzerine ara­larında kura çekmeye ve kura kime çıkarsa, onu denize atmaya karar verdiler. Kura, Hz. Yûnus ( as)'a çıkınca, ona, başından geçe­ni sordular. O da, kavmi ile arasında geçeni anlatınca, hay­ret edip onu denize atmak istemediler. Onu deniz sahiline bı­rakmaya karar verdiler. Fakat Hz. Yûnus ( as), Allah'ın, onlara olan gazabının dinmesi için kendisini denize atmalarını istedi. On­lar da, Hz. Yûnus ( as)'u denize attılar. Allah'ın emri ile, onu, bü­yük bir balık yuttu. Balık, Hz. Yûnus ( as)'u, Allah'ın koruması ve himayesi altında karanlıklar içerisinde gezdirdi. Mucize ta­mam olunca, Allah, balığa; Yûnus peygamberin etinden bir şey eksiltmemesini ve kemiklerini kırmamasını vahyetti.

Balık, onu taşıdı ve Hz. Yûnus ( as)'u, Allah'ı tesbih ve istiğfar eder bir vaziyette denizin karanlıklarında diri olarak gezdirdi.

Hz. Yûnus ( a.s), denizin karanlıkları içerisinde:

"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben, zalimlerden oldum." ( Enbiyâ: 21/87) diye niyaz etti.( 9)

Allah'ta, onun bu duasını kabul ederek onu kederli halden kurtardı. Allah, balığa, Hz. Yûnus ( as)'u sahilde düz ve geniş bir alana atmasını vahyetti. Hz. Yûnus ( as), kurtuluşun­dan dolayı Allah'a hamd etti. Allah, onun üzerine gövdesiz bir ağaç bitirdi. O da, o ağacın meyvesinden yedi ve gölgesinde oturdu. Böylece Allah, onun rahatsızlığını giderdi ve duasını kabul etmiş oldu.

Hz. Yûnus ( a.s), başına gelenlerin, ilahi bir uyarı olduğunu ve Allah'ın izni olmadan kavmine kızarak aralarından ayrılı­şından dolayı olduğunu anladı.

Bu konuda onun için geçerli bir içtihat olsa da bu içtihat, nefsine zulmeden salih kullar için kabul edilebilir. Ama pey­gamberler için asla kabul edilemez. Fakat Hz. Yûnus ( as) , kavmini, Allah'ın emrini beklemeden terk etmekle ilahi uyarıyı gerektiren şeyi işlemiştir.( 10)

Yüce Allah, Hz. Yûnus ( a.s)'ın gemiye binişini ve ondan sonra başına gelenleri şöyle anlatmaktadır:

"Doğrusu Yûnus da, gönderilen peygamberlerdendi. Hani o, dolu gemiye binmişti. Gemide olanlarla karşılıklı kura çekti­ler de yenilenlerden oldu. Yûnus, ( gemide bulunanlara Allah'a karşı yaptığı ile ilgili) kendisini kötülerken onu bir balık yuttu. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı. Halsiz bir vaziyette iken kendisini dışarı çıkardık. Ve üstüne ( gölge yapması vb. şeyler için) kabak türünden geniş yapraklı bir bitki bitirdik. Yûnus 'u, yüz bin veya daha çok kişiye Peygamber olarak gönderdik. Sonunda ona iman ettiler. Bunun üzerine Biz de, onları, bir müddete kadar yaşattık." ( 11)

Hz. Yûnus ( a.s), ( sağlığına kavuşup) yürümeye güç yetirince, kavmine döndü. Kavmini, Allah'a tövbe edip Allah'a iman etmiş ve emrine uyup onu tasdik etmek için peygamber­leri Hz. Yûnus ( as)'un dönüşünü bekler vaziyette buldu. Onların içerisinde kalıp onlara ( Allah'ın emri ile yasaklarını) öğretiyor, kılavuzluk yapıyor, Allah'a giden yolu gösteriyor ve onları dosdoğru yola iletiyor.

Cenab-ı Allah, Ninova halkına; Hz. Yûnus ( as), onların içinde kaldığı sürece ve ondan sonraki müddet içinde, ( sapıtıp bozulmadıkları ve) inanmışlar olarak kaldıkları sürece çeşitli ni­metler verdi. Fakat onlar daha sonra bozulup sapıtınca, Allah, onların şehirlerini yerle bir eden kişiyi, onların başına musallat etti.

Tarihçiler, bu olayları nakletmişler ve ibret alacaklar da, bunlardan ibret almışlardır.

Abdullah ibn Abbas'ın rivayetine göre; Hz. Yûnus ( a.s), sayısı, 120.000 kişi olan bir kavme peygamber olarak gönde­rildi. Çünkü Yüce Allah, Hz. Yûnus ( as)'un peygamber olarak gönderildiği kavmin sayısı ile ilgili olarak şöyle buyurmakta­dır:

"Yûnus 'u, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik."( 12)

Ayrıca bu konuda bazı rivayetler de nakledilmiştir. Yine de doğruyu en iyi bilen Cenab-ı Allah'tır.( 13)

----------------------

Yunus Aleyhisselam

Musul yakınlarındaki Nineve ( Ninova) ahâlisine gönderilen peygamber. Babası Metâ adında bir zât olup sâlih kimselerdendi. Yunus aleyhisselam kendisini balık yuttuğu için Zinnûn ve Sâhib-i Hût adlarıyla da anılmıştır.

Yunus aleyhisselam, Asûr Devletinin başşehri ve önemli bir ticâret merkezi olan Nineve şehrinde doğdu. Babası Metâ ve annesi, Allahü teâlâya dua edip, kendilerine bir erkek evlâd ihsân etmesini dilediler. Cenâb-ı Hak onlara Yunus’u ihsân etti. Ancak Yunus aleyhisselam ana rahmindeyken babası vefat etti. Annesi onun doğum ve çocukluğu sırasında birçok hârikulâde, olağanüstü haller gördü. Yunus aleyhisselam Nineve’de büyüdü. Kavmi içinde emin, yalan söylemeyen, yardım seven bir kişi olarak meşhur oldu.

Otuz yaşına gelince Nineve ahâlisine peygamber olarak gönderildi. Putlara tapan Nineve halkını senelerce Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye dâvet etti. Kavmi ona îmân etmedikleri gibi birçok ezâ ve cefâda bulundular. Onunla alay ettiler. Fakat Yunus aleyhisselam yılmadan ve ümitsizliğe kapılmadan onları hak dîne dâvet etti. Allahü teâlânın azâbıyla korkuttu. Fakat Nineve halkı, “Tek bir kişinin hatırı için azap inip herkesi yok edecekse müsâde et bu azap gelsin.” deyip alay ettiler.

Yunus aleyhisselam kavminin küfürde isrâr etmesine üzülüp onların arasından ayrıldı. Allahü teâlâ ona vahyedip; “Kullarımın arasından ayrılmakta acele ettin. Geri dön, kırk gün daha onları îmâna çağır.” buyurdu. Yunus aleyhisselam bu ilâhi emir üzerine kavmine döndü ve onları hak dîne dâvete devam etti. Otuz yedi gün aralarında kaldı. Kavmi yine inanmadı. Bunun üzerine Yunus aleyhisselam “O halde üç güne kadar başınıza gelecek azâbı bekleyin. Bunun alâmeti önce benizleriniz sararacaktır.” buyurdu ve ilâhî bir emir gelmeden üzüntüyle aralarından ayrıldı.

Yunus aleyhisselamın haber verdiği gün gelince Ninevelilerin benizleri sarardı. Gökyüzü karardı. Şehri simsiyah bir duman kapladı. Herkesi korku ve telâş sardı. Feryad ve figâna başladılar. “Yunus aleyhisselam aramızda ise korkmayın, eğer gitmişse azâb bizi helâk edecektir.” diye söyleştiler. O zaman Allahü teâlâ kalplerine pişmanlık hissini verdi. Onlar tövbe etmek arzusu ile yaşlı sâlih bir zâta geldiler ve ne yapmaları gerektiğini sordular. O zât da henüz azâbın gelmesine iki gün olduğunu ve tövbe etmelerini ve azâbı kaldırması için dua etmelerini tavsiye etti.

Bunun üzerine Nineve halkı şehrin yakınındaki bir yüksek tepeye çıkıp Allahü teâlâya ve O’nun peygamberi Yunus aleyhisselama îmân ettiler. Allahü teâlâya dua edip azâbı kaldırmasını niyaz ettiler. O zamana kadar yaptıkları her türlü kötülük ve haksızlığa da tövbe ettiler. Hattâ öyle oldu ki, evlerindeki başkasına âit olan taşları söküp sâhiplerine iâde ettiler. Bunun üzerine Allahü teâlâ tövbelerini kabul edip, azâbı üzerlerinden kaldırdı. Duânın yapıldığı gün Cumâ olup, Aşûre günüydü. Sonra sevinç içinde şehre dönen Nineve halkı şehirde Yunus aleyhisselamı aramaya başladılar.

Yunus aleyhisselam da ayrılışından bir müddet sonra kavminin hallerini öğrenmek için Nineve’ye yakın bir yere geldiğinde azâbın rahmete tebdil olduğunu gördü. Fakat şehre girmedi. “Eğer şehre girersem beni yalancılıkla ithâm ederler.” diyerek sahra ( çöl) tarafına yöneldi ve oradan uzaklaştı ve Dicle Nehri kenarına vardı. Fakat buraya Allahü teâlâdan emir almadan gelmişti. Dicle Nehri kenarındayken yolcularla dolu olan bir gemiye bindi. Gemi hareket edip kıyıdan uzaklaştı. Gemi bir müddet seyrettikten sonra durdu ve kımıldamaz oldu. Gemidekiler şaşırıp kaldılar. Ne kadar çalıştılarsa da gemiyi bir türlü yürütemediler. Sonra da; “Aramızda bulunan bir suçlu yüzünden gemi yürümüyor.” diye aralarında söylendiler. Geminin batacağından endişe edip paniğe kapıldılar. Durumu uğursuzluk kabul edip: “Burada efendisinden kaçan bir kul vardır. Kur’a atalım o meydana çıkar!” diye söyleştiler.

O zamâna kadar âdetleri kur’a kime isâbet ederse onu cezâ olarak denize atmaktı. Âdetleri gereği kur’a çektiler. Kur’a Yunus aleyhisselama çıktı. O zaman Yunus aleyhisselam bunun kendisi hakkında ilâhi bir imtihan olduğunu kabul edip tevekkülle; “O âsi kul benim!” dedi. Gemidekiler Yunus aleyhisselama bakıp sâlih bir kimse olduğunu anlayıp; “Bu zât köleye benzemiyor!” diyerek yeniden kur’a çektiler. Kur’a yine hazret-i Yunus’a isâbet etti. Üçüncü defâ çekilen kur’a da Yunus aleyhisselama isâbet etti. Bâzıları; “Şüphesiz bu kişinin suçu olmalı!” dediler.

Yunus aleyhisselam yolcuları Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet etti. Fakat gemidekiler Yunus aleyhisselamı denize attılar. O an gece vaktiydi. Yunus aleyhisselamı bir balık yuttu. O zaman cenâb-ı Hâk balığa emredip onu yaralamamasını, kemiklerini kırmamasını bildirdi. Balık bu hal üzere hazret-i Yunus’u alıp denizin derinliklerinde kayboldu. Yunus aleyhisselam balığın karnında sağ, aklı başında ve şuûru yerindeydi. Balığın karanlık vücûdunda çok üzgün bir halde: “Yâ Rabbî! Emir ve hüküm senindir. Fakat Nineve’ye dönmeye ve kavmimi îmânlı bir şekilde görmeye ümîdim sonsuzdur. Bütün bunlara rağmen senin takdirin ne ise ona râzıyım.” dedi.

O sırada bâzı sesler işitti. “Bu nedir acabâ?” diye söylendi. Allahü teâlâ ona balık karnında olduğunu vahyederek: “Ey Yunus! Bu sesler beni denizde zikreden canlıların sesleridir!” buyurdu.

Yunus aleyhisselam balığın karnında dahi her zaman zikre devam ediyordu. Melekler onun sesini işitip Allahü teâlâya arz ettiler. Allahü teâlâ; “Bu kulum Yunus’un sesidir. Bir hâli sebebiyle onu denizde bir balığın karnında hapsettim.” buyurdu. Yunus aleyhisselam, “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntü minezzâlimîn ( Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum.” ( Enbiya sûresi 87)” duasına devam etti. Bu duası ve tesbihi onun kurtuluşuna sebep oldu. Balığın karnında üç, yedi veya kırk gün kaldıktan sonra kurtuluşa erdi. Yunus aleyhisselam balığın karnından Muharrem ayının onuncu ( Aşûre) günü çıktı.

Balık onu çıkarıp sâhile bıraktığında; Yunus aleyhisselam zayıflamış, bitkin, hasta bir durumda ve himâyeye muhtâçtı. Cenâb-ı Hak ihsânıyla orada hazret-i Yunus’u güneşin yakıcı sıcağından gölgelendirerek geniş yapraklı, çabuk büyüyüp yükselen bir ağaç veya bitki bitirdi. Bu ağaç sinek ve haşerâtın zararını da önlemekteydi. Cenâb-ı Hak bir rivâyette o bitkiden hazret-i Yunus’a süt damlattı. Diğer bir rivâyette dağ keçisini emrine verdi. İyice kuvvetleninceye kadar o dağ keçisi sabah akşam gelip hazret-i Yunus’u emzirdi. Yunus aleyhisselam kendine gelince Allahü teâlâya şükredip ibâdete başladı. Birgün kendisine gölge veren ağacın kuruduğunu görüp üzüldü. Allahü teâlâ ona vahy edip kavmine dönmesini emir buyurdu ve kavminin tövbelerini kabûl ettiğini bildirmesini emretti.

Yunus aleyhisselam kavmine gitmek üzere yola çıkıp, Nineve şehri yakınlarına gelince gördüğü bir çobana kavminin durumunu sordu. Çoban da; “Peygamberleri olan Yunus aleyhisselam onlara darılıp gittiğinden kendi başlarına kaldı. Cenâb-ı Hak onlara azâb gönderdi. Azâb bulutları başları üzerinde üç gün üç gece durdu. Fakat onlar bin bir pişmanlıkla ağlaştılar. Yunus aleyhisselamı aramalarına rağmen bir yerde bulamadılar. Neticede Allahü teâlâ onları bağışladı. Üzerlerinden azâbı kaldırdı. Şimdi yolları gözetip kendilerine emir ve yasakları öğretecek Yunus aleyhisselamın gelmesini bekliyorlar.” dedi. Yunus aleyhisselam kendisinin bekledikleri kimse olduğunu ve gidip onlara haber vermesini istedi. Çoban Nineve’ye gidip Yunus aleyhisselamın geldiğini haber verdi.

İlk anda Yunus aleyhisselamın geldiğine inanmayan Nineve halkı ağacın ve koyunun dile gelip, konuşması netîcesinde inandılar. Yunus aleyhisselamın bulunduğu tarafa gittiler. Yunus aleyhisselamı namaz kılarken buldular. Namazdan sonra onu hasretle kucaklayıp özür dilediler. Berâberce şehre döndüler. Bundan sonra Yunus aleyhisselam onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Kavmi mesut ve iyilik üzere oldular. Yunus aleyhisselam seksen üç yaşında ibâdet hâlindeyken Nineve’de vefat etti. Vefât ettiği yer hakkında başka rivâyetler de vardır.

Yunus aleyhisselamın mucizeleri:
1. Yunus aleyhisselam, Kur’ân-ı kerîmde bildirildiği üzere balığın karnında üç, yedi veya kırk gün yaşamıştır.

2. Yunus aleyhisselamın duası bereketiyle bulutlardan ateş çıkardı. Bir gün Nineve ahâlisi kendisinden bulutlardan ateş çıkarılmasını istediklerinde dua etti ve bulutlardan ateş düşüp memleketin bir bölgesindeki ağaçları yaktı.

3. Yunus aleyhisselamın duası bereketiyle dağdan su çıkmıştır.

4. Yunus aleyhisselamın peygamberliğine bir keler şehâdet etmişti. Nineveliler Yunus aleyhisselamdan mucize isteyince, Allahü teâlânın emriyle dağa işâret etti. Dağdan çıkan bir keler dile gelerek; “Ey insanlar! Biliniz ki, Yunus hak peygamberdir. Sizi Cennet’e, Rabbinizin mağfiretine dâvet ediyor.” dedi.

5. Yunus aleyhisselam Nineve hâkimini îmâna dâvet etti. O zaman Hâkim; “Kapımda bulunan şu demir halka altın olursa îmân ederim.” dedi. Yunus aleyhisselam Allahü teâlânın emriyle elini kapının halkasına koydu. Demir halka altın hâline geldi.

6. Yunus aleyhisselam odun olmadığı halde su üstünde ateş yakmıştır.

7. Yunus aleyhisselam, Davud aleyhisselam gibi güzel sesli olduğundan, tatlı sesi vahşî ve yırtıcı hayvanlara da tesir eder, onu dinlemek için etrâfında toplanırlardı.

Yunus aleyhisselamın hayâtı ve başına gelen hâdiseler hakkında Kur’an-ı kerîmin Sâffat, Nisâ, Yunus, Enbiyâ, Kalem, sûrelerinde haber verilmektedir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de hadîs-i şerîfte buyurdu ki:
“Balığın karnındayken Yunus’un ( aleyhisselam) yaptığı dua; “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn” idi. Müslüman bir kişi bu duayı her ne şey için okursa, Allahü teâlâ elbette onu kabul eder. Hiçbir kula, Yunus bin Metâ’dan ( aleyhisselam) daha hayırlıyım, demek yakışmaz.”

-----------------------
Dipnotlar:

( 1) Nisa: 4/163.En’am.6/86 Yunus.10/98 Saffat 37/139 ( ç)

( 2) Enbiyâ: 21/87-88

( 3) Kalem: 50/48-49

( 4) Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 673-674.

( 5) Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 674.

( 6) Sebe: 34/34

( 7) Enbiyâ: 21/87

( 8 ) Yûnus: 10/98

( 9) Bir hadisi Şerifte; Hz Yûnus ( a.s)'ın bu duasıyla dua eden kişinin duasının mutlaka kabul edileceği bildirilmiştir. bk. Müsned: 1/170; Hakim, Müstedrek, 2/488; Münziri. Terğib, 2/583 ( ç)

( 10) Bu bilgi, Abdurrahman Habenneke'nin, "el-Akidetü'1-İslamiyye" adlı kitabından alınmıştır.

( 11) Saffât, 37/139-148

( 12) Saffat, 37/147

( 13) Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 676-679.

---------------------
KAYNAK :

Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar
kurankissalari
meal ihya org
Mumsema
muminem-net
Sorularla İslamiyet
Dinimiz islam

Kuranda Hz Nuh Aleyhisselam Kıssası



Kuranda Hz Nuh Aleyhisselam Kıssası

Hz. Nuh ( as), Allah Teâlâ'ya ibadeti terkedip, tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. Cenâb-ı Hak kendisine Peygamberlik vazifesi verdiğinde 40 yaşında bulunuyordu. ( Hülasatü’l-Beyan Fi Tefsiril-Kur’an, X, 4176.)

"Ulul-Azm" peygamberlerin ilki olan Nûh ( a.s)'ın, kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele, Kur'an-ı Kerim'de uzunca zikredilmektedir. Adı, kırk üç ayrı yerde zikredilen Nûh ( a.s)'ın kıssası, şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: A'raf, Hûd, Müminûn, Şuârâ, Kamer ve kendi adıyla adlandırılmış olan, Nûh sureleri.

Nûh ( a.s), Adem ( a.s)'dan yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir. Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup, Allah Teâlâ'ya şirk koşmaktan kaçınırlardı. İbn Abbas ( r.a)'dan şöyle rivayet edilmektedir:

"Adem ile Nûh arasında on asır vardır. Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler."

( İbn Sa'd et-Tabakâtû'l-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 42).

İbn Abbas ( r.a)'ın hadisinde, İslâm üzere on asırdan bahsedilmektedir. Bu on asırdan sonra, Nûh ( a.s) gönderilinceye kadar, insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir.

Ayrıca, İbn Abbas ( r.a)'ın bu hadisi, tarihçilerin ve Ehl-i kitab'ın zannettikleri gibi, Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının söz konusu olmadığını da ortaya koymaktadır. Yani, tevhidden ilk sapma, Adem ( a.s)'den en az bin sene sonra olmuştur.

Allah Teâlâ'ya şirk koşan bu putperest topluluk, aniden ortaya çıkmadı. İdris ( a.s)'dan sonra insanlar, onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardı. Bir zaman sonra insanların sevip uydukları bu salih kimseler ölüp gittiklerinde, kavimleri onları kaybetmekten dolayı büyük üzüntüye kapıldılar. Şeytan, onların bu hassasiyetlerinden istifade ederek, sevdikleri bu salih kişileri hatırlamak ve böylece onların nasihatlarını zihinlerinde canlı tutmak için onlara, bu kişilerin her zaman bulundukları yerlere, onların birer heykelini, anıtını dikmeyi telkin etti. İlk defa put diken bu nesil onları, kesinlikle tapınmak için dikmemiş ve onlara ibadet edip, şirk koşanlardan olmamışlardı. Ancak bunların peşinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilâh olduğuna inanmaya, hayır ve şerrin sahibi olduklarını vehmetmeye başlamışlardı.

Böylece yeryüzünde ilk defa, tevhid akidesinden sapılmış ve insanlar Allah'tan başka ilâhlar edinerek, O'na şirk koşmaya başlamışlardı. Putları diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür. Zira onlar, bu putları dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasına sebep olan ve Allah'a şirk koşmayı ilk icad edenlerdir. Ayrıca onlar, canlı suretler yapmakla da Allah Teâlâ'nın azabına müstahak olmuşlardır. Hz. Peygamber ( s.a.s) canlı bir şeye benzer bir sûret yapan kimse için şöyle buyurmaktadır:

"Her kim bir sûret yaparsa, Allah Teâlâ ona kıyamet günü, yaptığı sûrete ruh verinceye kadar azap edecektir. O kimse ise asla bunu başaramayacaktır", Kıyamet günü en şiddetli azap suret yapanlara olacaktır. Onlara; "Yarattıklarınızı diriltin bakalım." denilecektir." ( Buhârî, Libâs, 89, 97).

Nûh kavminin tapındığı putların her birinin, Kur'an-ı Kerim'de zikredildiğine göre bir adı vardı:

"...'Ved, Suva', Yağûs, Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin.' dediler."( Nûh, 71/23).

Allah Teâlâ, ilâhi rahmeti gereği, doğru yolu bulup hidayete erebilmeleri için sapıtan bütün topluluklara peygamberlerini göndermiş, böylece onlara, şirk ve isyan bataklığından kurtulmanın yollarını göstermiştir.

Peygamber, Allah Teâlâ'nın kullarına rahmetinin en açık bir delilidir. Allah Teâlâ, elîm Cehennem azabından sakındırmaları için peygamberlerini göndermiş; bunlardan, inkârcıların isyan ve işkencelerine karşı sabrederek, tebliğlerine devam etmelerini istemiştir. Nuh ( a.s) da, kavmine gönderildiği zaman, büyüklenmelerine, vurdumduymazlıklarına ve bütün aşırılıklarına rağmen onlara şefkatle yaklaşarak, kendilerini gelecek can yakıcı azaba karşı korumak istemiştir. Allah Teâlâ, Nûh ( a.s)'ın, kavmine gönderilişi hakkında şöyle buyurmaktadır:

" 'Milletine can yakıcı bir azap gelmeden önce onları uyar.' diye Nuh'u milletine gönderdik." ( Nûh, 71/1).

İyice azıtmış ve korkunç bir helâkle cezalandırılmayı haketmiş bir topluluk olan Nûh kavmine, bu helâkten kurtulmak için rahmanî bir el uzatılmıştı. Allah'ın elçisi Nûh ( a.s), şirki bırakıp, tevhid akidesine dönüşü tebliğle görevlendirildiğinde, onlara yaptığı ilk tebliğ, Kur'an-ı Kerim'de şöyle zikredilmektedir:

"...'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum.' dedi." ( A'raf, 7/59);

" 'Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Doğrusu ben, hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.' dedi." ( Hûd, 11/25, 26);

" 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Sakınmaz mısınız.'dedi."( Mü'minûn, 23/23);

"Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının ve bana itaat edin ki, Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz. Keşke bilseniz!" ( Nûh, 71/2-4).

Nûh ( a.s)'ın bu tebliği karşısında onlar, büyüklenerek ve şımararak Nûh ( a.s)'a türlü şekillerde saldırılarda bulunmuşlar ve çeşitli kötülüklerle itham etmişlerdir. Her zaman hakkın karşısında durup, toplumlarını peygamberlere uymaktan alıkoyan mele' ( ileri gelenler) Nûh ( a.s)'ın da karşısına çıkmış, Kureyşin ileri gelenlerinin Hz. Muhammed ( s.a.s)'e yaptıklarını andıran bir tarzda, onu, sapıklıkla ve sefihlikle itham etmişlerdi. Nûh ( a.s) onları, Allah'tan başkasına kulluk etmemeye çağırdığında; "Kavminin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler".

Nûh ( a.s) merhametle onlara; "Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur; ancak ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim, Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak için aranızdan bir vasıtayla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi." ( A'raf, 7/61-63).

Şirkin ve küfrün pisliğiyle bulanmış akıllar, tarihin her döneminde Allah Teâlâ'nın, bir elçi gönderdiği zaman, onu hangi topluma gönderiliyorsa o toplum içerisinden çıkarmasına şaşmışlar, bundaki açık gerçekleri görmemişlerdir. Nûh kavmi de ona itiraz ederken, Allah Teâlâ'nın elçisinin bir insan değil ancak bir melek olabileceğini ileri sürmüştü:

"Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz." ( Hûd, 11/27);

"Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle bir şey işitmedik." ( Mü'minûn, 23/24).

"Mustaz'af ( toplumun en düşük kesimi) insanlardan bir topluluğun etrafında toplanıp onu tasdik etmeye başlaması sebebiyle, tebliğini tesirsiz bırakmak için çareler arayan Mele', bu gelişme üzerine daha da sertleşerek, onu yalancılık ve delilikle itham etmeye başlamışlardı. Onun için şöyle deniliyordu: Daha başlangıçta, sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur. Biz sizin bir yalancı olduğunuz kanaatindeyiz." ( Hûd, 11/27);

"Bu adamda nedense biraz delilik var. Bir süreye kadar onu gözetleyin." ( Müminûn, 23/25);

"Bu putperestlerden önce Nûh milleti de yalanlayarak; delidir." demişlerdi, yolu kesilmişti." ( Kamer, 54/9).

Zenginlik ve riyaset sahibi bu insanlar, üstünlüğün malda ve topluma hâkim bir konumda olmakta olduğunu zannettikleri için, gerçekte, kendileriyle kıyas kabul etmez derecede bir üstünlüğe sahip olan Nûh ( a.s)'a inanan mustaz'afları küçümsüyor ve onlarla bir arada, aynı seviyede bulunmayı nefislerine bir türlü kabul ettiremiyorlardı. Bunun için Nûh ( a.s)'a müracaat etmişler ve bu insanları yanından uzaklaştırırsa, o zaman belki kendisini dinleyebileceklerini bildirmişlerdi. Ancak Nûh ( a.s) onlara kesin bir uslûpla cevap vererek, gerçek anlamda üstünlüğün, inananlarda olduğunu şu ifade ile ortaya koymuştur:

"Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça bir uyarıcıyım." ( Şuara, 26/ 14-15).

Nûh ( a.s), bıkmadan, her türlü eziyetlerine sabrederek onları her yerde İslâm'a çağırıyor, Cehennem azabından kurtulmalarının yollarını belletmeye çalışıyordu. Ancak kavmi, onu her defasında alaya alıyor, söylediklerini aralarında eğlence konusu yapıyorlardı:

"Kavminin ileri gelenleri ( Mele) yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı. Nuh ( as) ise onlara şöyle diyordu: Bizimle alay edin bakalım. Biz de, bizimle alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz." ( Hûd, 11 /38 ).

Nûh ( a.s), kavmini şirkten dönmeye davet ederken, onlara tesir edebilecek her yolu deniyordu. Onlara Allah'a ibadet etmeyi ve bir peygamber olarak kendisine tabi olmayı telkin ederken, buna karşılık kendilerinden hiç bir maddî menfaat istemediğini ve beklemediğini; amacının yalnızca onları, Allah Teâlâ tarafından gelecek olan büyük cezalardan korumak olduğunu bildiriyordu:

"Kardeşleri Nûh, onlara Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir." "Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum." ( eş-Şuara, 26/106-110, 135).

Kavmi, inadında direnmiş ve kesin kararını vermişti. Ona; "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir" dediler." ( Şuara, 26/136). Buna rağmen O, çağrısında ısrar edince, müşrikler tamamen sertleşmiş ve onu tehdit ederek, artık bu söylediklerini tekrarlamayı terketmezse kendisini taşlayacaklarını bildirmişlerdi: "Ey Nûh! Eğer bu işe son vermezsen, şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın." dediler." ( Şuara, 26/116).

Nûh ( a.s), davetini tekrarladıkça onların inadı artıyor, ona ve inananlara eziyetlerini daha da şiddetlendiriyorlardı. Nûh ( a.s) onların bütün bu tahammül edilmez eziyet ve işkencelerine katlanıyor ve onları kurtarmak için bir an olsun boş durmuyordu. Asırlar süren bu yorucu tebliğ faaliyeti, kavminden çok az bir topluluk dışında, kimsenin iman etmesini sağlayamamıştı:

"Pek az kimse onunla beraber inanmıştı." ( Hud, 11/40).

Azgınlaşan kavmi, Allah Teâlâ'ya meydan okurcasına Nûh ( a.s)'a şöyle çıkışıyordu:

"Ey Nûh! "Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir." dediler." ( Hûd 11 /32).

Onlar, Nûh ( a.s)'ın tebliğine kulaklarını tıkadıkları için, onun ne söylediğini bir türlü idrak edemiyorlardı. Nûh ( a.s), belki düşünürler diye, azabın sahibinin kim olduğunu ve onun kudretinin sınırsızlığını bir kez daha onlara tebliğ ediyordu:

"Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir, siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse, ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir. O'na döndürüleceksiniz." ( Hud, 11/33-34).

Nûh ( a.s), bu zalim topluluğun iman etmeyeceğini anlamıştı. Kavmi için hiç bir kurtuluş yolu kalmamıştı. Onlar zulümlerini artırdıkça artırdılar. Bunun üzerine Nûh ( a.s), dokuz asırdan fazla bir müddet tahammül ettiği zorluklar karşısında hiç kimseye tesir edemediğini ve edemeyeceğini anlayınca, kavminin durumunu Allah Teâlâ'ya havale etmekten başka çare bulamadı.

Allah Teâlâ, onun bu durumunu Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirmektedir:

"Nûh; 'Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar.' dedi." ( Şuara, 26/117-118 );

"Nûh; 'Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et.' dedi." ( Mü'minûn, 23/26); "Oda; "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı" ( Kamer, 54/10).

Allah Teâlâ da ona, kavmini sularla helâk edeceğini, bunun için bir gemi yapmasını bildirdi. Ayrıca bundan dolayı kavmine acıyıp da, onlar için bağışlama dilememesi gerektiğini de bildirdi:

"Nûh'a; 'Senin milletinden inanmış olanlardan başkası inanmayacaktır. Onların yapageldiklerine üzülme. Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap. Haksızlık yapanlar için Bana başvurma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır.' diye Allah tarafından vahyolundu." ( Hûd, 11 /36-37).

Nûh ( a.s), Cebrail ( a.s)'ın gözetimi altında gemiyi yapmaya başladı. Müşrikler yanına geldikleri her defasında onunla alay ediyorlardı:

"Gemiyi yaparken kavminin inkârcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. O da; Bizimle alay ediyorsunuz ama, alay ettiğiniz gibi bizde sizinle alay edeceğiz. Rezil edecek olan azabın kime geleceğini ve kime sürekli azabın ineceğini göreceksiniz." dedi." ( Hûd, 11/36-39).

Taberî, Nûh ( a.s)'ın, kavmini İslâm'a davet edişi, gemiyi yapmaya başlaması ve kavminin onunla alay edişi hakkında, Âişe ( r.anh)'dan rivayetle, Resulullah ( s.a.s)'ın şöyle söylediğini nakletmektedir:

"Nûh, kavminin arasında dokuz yüz elli sene kalmıştı. Bu zaman zarfında onları hakka davet etti. Son zamanlarına doğru bir ağaç dikti. Ağaç her taraftan çok büyüdü. Sonra onu kesip gemi yapmaya başladı. Onun yanından geçerlerken, ona ne yaptığını soruyorlar ve onunla dalga geçerek şöyle diyorlardı: "Onu yap; karada gemi yapıyorsun; bakalım nasıl yüzdüreceksin?" Nûh ( a.s) da onlara; "yakında bileceksiniz"diyordu.” ( Taberî, Tarihul-Rasul vel-Mulûk, Beyrut 1967, I, 180). Ve yine ona; "Nebiliği bırakıp, Marangozluğa mı başladın?" diyerek eğleniyorlardı ( a.g.e., I, 183).

Nûh ( a.s)'ın yaptığı geminin şekli ve büyüklüğü hakkında İbn Abbas ( r.a)'dan şöyle bir rivâyet nakledilmektedir:

"Geminin uzunluğu, Nûh'un babasının dedesinin {yani İdris ( a.s)} zıra'ıyla üç yüz zıra'; eni elli zıra'; yüksekliği otuz zıra'; su seviyesinden yukarısı ise altı zıra' idi. Katlara ayrılmış olan geminin üç kapısı bulunmaktaydı. Bu kapılar üst üste açılmıştı." ( Taberî, a.g.e., I, 182).

Nûh ( a.s), gemiyi inşa ederken, tahtaları birbirine mıhlar kullanarak çakmıştı:

"Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik." ( Kamer, 54/13).

Nûh ( a.s) bu esnada, artık tamamen yüz çevirdiği kavminin durumunu Allah Teâlâ'ya arzediyor ve onları bütün imkânlarını kullanarak şirkten nasıl vaz geçirmeye çalıştığını anlatarak, buna karşı kavminin takındığı tutumu O'na şikayet edip, yeryüzünde onlardan kimseyi bırakmamasını istiyordu.

Nûh ( a.s)'ın adını taşıyan ve onun kıssasının anlatıldığı sûrede bu durum şöyle anlatılır:

"Nûh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, kavmimi gece gündüz çağırdım. Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı. Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim. Dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. " Nûh, "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular. Birbirinden büyük hilelere başvurdular" dedi. İnsanlara; "Sakın tanrılarınızı bırakmayın; Ved, Suva', Yağûs, Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler. Böylece bir çoğunu saptırdılar. Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır. Nuh dedi ki; "Rabbim! Yeryüzünde hiç bir inkarcı bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler." ( Nûh, 71/5-11, 21-24, 26-27).

Allah Teâlâ, bu kavme helâkı umumi kıldığı gibi, Nûh ( a.s) da bunun umumî olmasını istemişti. Çünkü, asırlar süren daveti neticesinde anlamıştı ki; bunlardan kalan nesil, yine onlar gibi inkarcılar olacaktı. İbn İshak şöyle demektedir: "Bir sonraki asır geldiğinde o nesil, bir öncekinden daha berbat oluyordu. Sonra gelen nesiller; "Bu adam babalarımızla, dedelerimizle birlikte yaşamıştı ve onun hiç bir sözünü kabul etmemişlerdi. Bu deliden başka biri değildir" diyorlardı" ( Taberî, a.g.e., I, 182).

Yeryüzünde ilk defa fesad çıkararak, zâlimlerden olan bir toplumu cezalandırmak için Allah Teâlâ'nın takdir etmiş olduğu vakit yaklaşmakta idi. Allah Teâlâ, Nûh ( a.s)'a Tufanın gelişini haber veren alâmet olarak, tandır ( tennûr)'dan suların kaynamasını göstermişti.

Tandırdan su kaynamaya başlayınca Allah Teâlâ, ona her cins canlıdan birer çifti ve kendisine inananları gemiye bindirmesini vahyetti:

"Emrimiz gelip, tandırdan sular kaynamağa başlayınca; her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmemiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir." dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı." ( Hûd, 11 /40).

Onunla beraber olanların sayısı hakkında yedi kişi ile seksen kişi arasında değişen rivayetler vardır. ( Taberî, a.g.e., I, 187-189).

Nûh ( a.s) ile, ailesinden Ham, Sam, Yâfes adlarındaki üç oğlu da gemiye binmişti. Ancak dördüncü oğlu Kenan ( Yam), ona iman etmediği için gemiye binmemişti.

"Sular her yeri kaplamaya ve gemi yüzmeye başlayınca Nûh ( a.s) oğluna; "Ey oğulcuğum! Bizimle beraber gel; kâfirlerle birlik olma" diye seslendi. Oğlu; "Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır." deyince, Nûh; "Bugün Allah'ın buyruğundan, O'nun acıdıkları dışında kurtularak yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi. Oğlu da boğulanlara karıştı." ( Hûd, 11/42-43).

Nûh ( a.s), muhtemelen, oğlunun küfredenlerden olduğunu bilmediği için, Allah Teâlâ'ya; "Rabbim! oğlum benim ailemdendi. Doğrusu senin va'din haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" diye seslenerek, oğlunun başına gelenlerin hikmetini öğrenmek istemişti. Allah Teâlâ, bir peygamber dahi olsa, kan bağının hiçbir şey ifade etmediğini, insanların birbirinden olmalarının yegane ölçüsünün akide olduğunu; "Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, çok kötü bir iş işlemiştir. Öyleyse bilmediğin şeyi benden isteme." ayetiyle Nûh ( a.s)'a bildirerek, ortaya koymuştur.

Tufan, yeryüzünde, gemidekilerin dışında hiç kimsenin sağ kalmasının mümkün olmadığı bir şekilde bütün dünyayı sular altında bırakmıştı. Gök, kapılarını açarak sularını boşaltmış; Yer, her tarafından sular fışkırtmaya başlamıştı:

"Biz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti." ( Kamer, 54/11-12).

Allah'a isyanda direten ve O'nun elçisine olmadık eziyetleri reva gören ve asırlar boyu, gidişatında hiçbir değişiklik yapmayan zâlim bir topluluk, sonraki nesillere, inkârcı zalimlerin sonunun ne olduğunu anlamaları için, bu şekilde, tufan ile helak edilmişti.

Allah Teâlâ, inkârcı zalimler helâk olduktan sonra, Tufanı sona erdirmiş ve inananların bulunduğu gemiyi selametle Cûdi dağı üzerine durdurtmuştu;

"Yere; "Suyunu çek!"göğe; "Ey gök sen de tut!" denildi. Su çekildi, iş de bitti. Gemi Cûdiye oturdu. "Haksızlık yapan millet Allah'ın rahmetinden uzak olsun" denildi." ( Hûd, 11 /44).

Taberî'nin Resulullah ( s.a.s)'e dayandırılan bir rivayetine göre Tufan, altı ay sürmüştür. Recebin ilk günlerinde başlayan Tufan, Muharremin onuncu gününde son bulmuş ve gemi Cûdi dağının üzerine oturmuştu. Nûh ( a.s), şükür için, herkese oruç tutmasını emretmişti. ( Taberî, a.g.e., I,190). Bu gün, Aşûre günü olarak o zamandan günümüze dek hatırasını sürdürmüştür. ( bk. Âşûre mad.).

Gemi, su üzerinde kaldığı altı ay boyunca dünyanın her tarafını dolaşmıştı. Allah Teâlâ, Tufan esnasında Âdem ( a.s) tarafından inşa edilen Mekke'deki Beytullah'ı yeryüzünden kaldırmıştı. ( Taberî, a.g.e., I, 185).

İnkar edip yeryüzünde fesad çıkaran topluluk yok edilip sular çekildikten sonra, Allah Teâlâ peygamberine artık emniyet içerisinde gemiden inebileceğini bildirmişti:

"Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan topluluklara bizden bir selamet ve bereketle ( gemiden) in." ( Hûd, 11/48 ).

Nûh ( a.s), gemiden indikten sonra, Semânîn diye isimlendirilen bir yerleşim yeri inşa etmişti. Bu yer ve Cûdî dağı; Ceziretu İbn Ömer ( Cizre)'in yakınında bulunmaktadır ( a.g.e., 189).

Diğer bir rivayete göre de Nûh ( a.s) gemide yüz elli gün kalmış, Allah Teâlâ, gemiyi Mekkeye yöneltmiş; gemi kırk gün Beytullah etrafında dönmüş ve sonra da Cûdi'ye yönelterek orada durdurmuştu ( M.Ali Sabûni, en-Nübüvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 154). Geminin kalıntıları muhtemelen bu dağın üzerinde hâlâ bulunuyor olmalıdır. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de, insanlara ibret olsun diye onu, bulunduğu yerde bıraktığını zikretmektedir:
"And olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur." ( Kamer, 54/ 15).

Nûh ( a.s) ile birlikte Tufandan kurtulanlardan, Nûh ( a.s) ve oğulları dışında kalanlar, yok olup gitmişler ve sonraki nesiller Sam, Ham ve Yafes'ten türemişlerdir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: "Ancak onun soyunu sürekli kıldık.” ( Saffât, 37/77). Resulullah ( s.a.s) bu ayeti okuduğu zaman, sürekli kılınanlardan kastın, Ham, Sam ve Yafes olduğunu söylemiştir. ( Taberî, a.g.e., I, 192).

Tarihçiler; Sam'ı, Arapların ve Fars'ların atası; Ham'ı, Zenciler ve Habeşlilerin atası ve Yafes'i de Türkler, uzak doğu milletleri, Berberîler, Çinliler ve Mâverâünnehir kavimlerinin atası olarak kabul etmektedirler ( İbnul-Esîr, el-Kâmü fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 78 ).

Nûh ( a.s)'ın tufana kadar dokuz yüz elli beş yıl yaşadığı kesindir:

"Şüphesiz ki biz Nuh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. Aralarında elli yıl hariç bin yıl kaldı." ( Ankebut, 29/14). Ancak, Tufandan sonra ne kadar yaşadığı hakkında bir bilgi yoktur. İbn Abbas ( r.a)'ın görüşüne göre, Nûh ( a.s) bin yedi yüz seksen sene yaşamıştır ve öldüğünde de Mescid-i Haram'a yakın bir yere defnedilmiştir. ( Sabûnî, a.g.e., 154).

Nûh ( a.s), Ulûl-Azm peygamberlerin ilkidir. Allah Teâlâ onu, "çok şükreden kul ( abden şekûra)" olarak isimlendirmiş ve kıyamete kadar gelen nesiller, anıp selam getirsinler diye onun ismini herkesçe bilinir kılmıştır: "Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nûh'a selam olsun diye ona iyi bir ün bıraktık. Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı." ( Sâffât, 37/81-82).

Ve o, sonraki peygamberler için, takip edilmesi gereken bir önder kılınmıştır:

"İbrahim de şüphesiz, onun yolunda olanlardandı." ( Sâffât, 37/83)

Allah Teâlâ, Peygamberimiz ( asv)'e, kendisine yapılan itiraz ve işkencelere karşı, Nûh ( a.s) ve onun yolunda olan diğer ulul-azm peygamberler gibi sabretmesini emretmektedir. Yani o, Resulullah ( s.a.s)'e bir örnek olarak gösterilmektedir:

"Resullerden azim ve sebat sahibi ( ulul-emr) olanların sabrettiği gibi sen de sabret." ( Ahkaf, 46/35).

Nûh ( a.s), Peygamber ( s.a.s)'e ve inanan tebliğcilere bir numune olarak gösterildiği gibi; onun inkârcı kavminin helakı da, Müslümanlara zulmetmeyi gelenek haline getiren sapık topluluklara bir örnek olarak sunulmuştadır.

-----------------------------

Nuh ( Arapça: نوح, İbranice: נוֹחַ ve ya נֹחַ; Noah ve ya Noach), İbrahimi Dinler'de ( Musevilik, Hristiyanlık ve İslam) kendisinden söz edilen Tufan Peygamberi. Tevrat'ta Nuh'un 950 yıl yaşadığı söylenir. İslam geleneğinde Nuh ile İbrahim arasında bu kadar zaman olduğuna inanılır.

Kur'an'da Nuh

Nuh, Allah'ın büyüklüğünü ve sonsuz gücünü gerektiği gibi tanıyıp takdir etmeyerek din ahlakını yaşamaktan uzaklaşan kavmini uyarmak için her yolu denemiştir. Ancak kavmine defalarca öğüt verdiği ve onları Allahın azabına karşı birçok kez uyardığı halde, onlar Nuhu dinlemeyip şirk koşmaya devam etmişlerdir. Kur'an'da, Nuh Kavminde gelişen olaylar şöyle bildirilmektedir:


"Andolsun, Biz Nuhu kendi kavmine ( elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: Ey Kavmim, Allaha kulluk edin. Onun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız? Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah ( öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz." ( Müminun Suresi, 23-25)

"O da dedi ki: Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size ( gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allaha kulluk edin, Ondan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allahın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." ( Nuh Suresi, 2-4)

Nuh, onları taptıkları sahte ilahlardan alıkoymak için çeşitli yöntemler denemiştir. Kuranda Nuhun yaptığı tebliğ şu şekilde bildirilmektedir:


"Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra ( davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." ( Nuh Suresi, 5-9)

Ancak kavmi Nuh'un bu tebliğine karşılık, isyan ve itaatsizliklerinde direndiler, kibirli hayatlarını devam ettirmek istediler. Allah'ın gönderdiği peygamberlerine karşı takındıkları olumsuz tavırlarını bırakmadılar.


Nuh dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular. Ve büyük büyük hileli-düzenler kurdular." ( Nuh Suresi, 21-22)

"Nuh, Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma. dedi. Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan ( facirden) kafirden başkasını doğurmazlar." ( Nuh Suresi, 26-27)

Ayette de belirtildiği üzere, Allah, Nuhun duasına karşılık olmak üzere isyanlarında direten topluluğa sel felaketi gönderdi. Tarihi kaynaklarca, Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan Mezopotamya ovasında gerçekleştiği düşünülen tufan sırasında sular ovanın tamamını kaplayacak derecede yükselmiştir. Kuranda belirtildiği üzere; yağan şiddetli yağmur, nehirlerin taşmasıyla birleşerek büyük bir tufana sebebiyet vermiştir.


Öncelikle burada önemli bir husus belirtmek gerekmektedir. Tufan; bazı kaynaklarda geçtiği gibi, tüm dünyayı kaplayan bir felaket değil, yalnızca Nuh Kavminin bulunduğu, yani Mezopotamya Ovasını etkisi altına alan, yöresel bir felakettir. Bugün elde edilen bütün arkeolojik bulgular da, tufan vakasının yöresel olduğunu işaret etmektedir.


O bölgede yapılan kazılar, su baskınının, bölgedeki uygarlığın bir süre duraksamasına neden olduğunu göstermektedir. İkinci önemli husus ise, yapılan çalışmalar sonucunda, olayın aynı Kuranda anlatıldığı şekilde meydana geldiğidir.

Tevrat'ta Nuh

Nuh'un Tufan'dan sonraki ilk adağının kabartması - Holy Trinity Column in Olomouc.Kitabı Mukaddes'in 6 - 10. bölümlerinde Nuh ve tufanla ilgili gelişmeler anlatılır. Nuh yeryüzünde şiddet ve kötülüğün çok arttığı bir dönemde yaşamış bir kişidir. Kendisi Tanrı'nın gözünde doğru biridir. Bu nedenle Tanrı bir tufanla yeryüzündeki bütün canlıları yok edeceğini ve bir gemi yapmasını söyler. Tanrı 120 yıl sonra tufanı getirecektir. Nuh'un zamanındaki en dikkat çekici yönlerden biri "Allah oğulları" ya da "ilahi varlıklar" denilen ruh varlıkların yeryüzüne gelerek insan kızlarıyla evlenmeleridir. Kitabı Mukaddes bunlardan "Şeytan'ın melekleri" ve "cinler" olarak da sözeder. Tufan geldiğinde Nuh ve ailesi dışında herkes ölür. Bu ilahi varlıklar ise madde bedenlerini ruha çevirerek yeniden göksel konumlarına dönerler. Ancak artık Tanrı'nın diğer sadık meleklerinin arasında yer alamazlar ve Şeytan'ın tarafına geçerler. Kitabı Mukaddes, bütün ruhçulukla ilgili faaliyetlerde sözedilen ruh varlıkların bu isyan etmiş melekler - cinler - olduklarını belirtir.

6 ve 7. bölümde Nuh ve tufanla ilgili şu bilgiler yer alır.

Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, ‹‹Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür›› dedi, ‹‹İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.›› İlahi varlıklarınfı insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller1 vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi. RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. ‹‹Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım›› dedi, ‹‹Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.›› Ama Nuh RAB'bin gözünde lütuf buldu. Nuh'un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü. Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet. Tanrı'nın gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu. Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı. Tanrı Nuh'a, ‹‹İnsanlığa son vereceğim›› dedi, ‹‹Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.›› Nuh Tanrı'nın bütün buyruklarını yerine getirdi.


RAB Nuh'a, ‹‹Bütün ailenle birlikte gemiye bin›› dedi, ‹‹Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum. Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al. Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.›› Nuh RAB'bin bütün buyruklarını yerine getirdi. Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı. Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler. Tanrı'nın Nuh'a buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuh'a gelip gemiye bindiler. Yedi gün sonra tufan koptu. Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı. Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı. Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuh'un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler. Onlarla birlikte her tür hayvan -evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü- gemiye bindi. Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuh'un yanına gelip gemiye bindi. Gemiye giren hayvanlar Tanrı'nın Nuh'a buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuh'un ardından kapıyı kapadı. Tufan kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yerden yukarı kaldırdı. Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı. Yükselen sular dağları on beş arşın1 aştı. Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh'la gemidekiler kaldı.
Kitabı Mukaddes yeryüzüne gelen bütün insanların Nuh'un üç oğlundan geldiğini söyler. "Tufandan sonra kayda geçen, ulus ulus, boy boy yeryüzüne yayılan bütün bu insanlar Nuh'un soyundan gelmedir." - Yaratılış 10:32. Nuh tufandan sonra 350 yıl daha yaşar ve 950 yaşında ölür.

İncil'de Nuh

Nuh'un günlerinde bir tufan olmuştur ve bu tufanla o dönemdeki insanlık dünyasına bir son verilmiştir. İsa da kendisinin ikinci gelişindeki( *) ortamla Nuh'un günlerindeki ortam arasında bazı benzerliklerin olacağını söyler. Nuh'un günlerinde yeryüzü şiddet ortamına sahipti. İnsanlar ise bu şiddet ortamına ve kötülüklerin artmış olmasına rağmen umursamazdılar. İnsanlar hergünkü işleriyle uğraşarak Nuh'un tufanla ilgili uyarısına aldırış etmemişlerdi. İsa benzer şekilde kendi gelişiyle ilgili zamanda da aynı durumların olacağını söyleyerek Nuh'tan bahseder.

Matta 24:

İsa, Zeytin Dağı'nda otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. ‹‹Söyle bize›› dediler, ‹‹Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?›› İsa onlara şu karşılığı verdi: ‹‹Sakın kimse sizi saptırmasın! Birçokları, ‹Mesih benim› diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır...
‹‹İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak...
Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.›› ‹‹O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba'dan başka kimse bilmez. Nuh'un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu'nun gelişinde de öyle olacak. Nuh'un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Tufan gelinceye, hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler. İnsanoğlu'nun gelişi de öyle olacak. O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. Değirmende buğday öğüten iki kadından biri alınacak, biri bırakılacak. ‹‹Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbiniz'in geleceği günü bilemezsiniz. Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse, uyanık kalır, evinin soyulmasına fırsat vermez. Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.
Luka 17,27

Nuh'un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti.
İsa uyanık kalmanın önemini Nuh'un günlerindeki insanların tutumlarından örnek vererek anlatır. İsa dikkati Nuh'un günlerindeki şiddete çekmek yerine insanların umursamaz tutumlarına çeker.

Elçi Petrus da şu sözleriyle Nuh'dan ve isyan eden meleklerden sözeder:

1.Petrus 3,20

Bir zamanlar, Nuh'un günlerinde gemi yapılırken, Tanrı'nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu.
2.Petrus 2,5

Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuh'u ve yedi kişiyi daha korudu.
( *) İsa'nın ikinci gelişi Kitabı Mukaddes'e göre insan bedeniyle olan bir geliş değildir. Bu, bir kral olarak gökten yeryüzünü yönetmek için bir geliştir. "İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak." Matta 25:31

Gılgameş Destanında Nuh

Gılgameş son macerasında ölümsüzlüğü bulmaya koyulur, can yoldaşı Enkidu'nun ve canından çok sevdiği anasının ölümleri onu sonsuz bir korkuya düşürmüştür. Bir gün kendisinin de öleceği, her şeyi bırakıp dünyayı terk edeceği korkusu onu yiyip bitirmektedir. Ölümsüzlüğü ölümsüz birinden öğrenebileceğini düşünen Gılgameş, ölümsüz olan Ziusudra'yı( Utnapiştim olarak da geçebilir; ama Sümercesi Ziusudra'dır) bulmaya koyulur. Sayısız maceranın ardından Ölü Deniz'i geçerek Tilmun Adası'na, Ziusudra'nın ve karısının tek başlarına yaşadıkları adaya varır. Ziusudra yaşadıklarını ve en önemlisi Tufanı anlatır Gılgameş'e. Üç büyük dinde olan bir hikayenin Sümer metinlerinde de geçmesi çok ilginçtir. Hikayenin doğruluğunu onaylayan bir kanıttır.

Sümer Mitolojisine göre, Tufanın geleceğini bilen tanrılar insan ırkının yok olması için seslerini hiç çıkarmazlar. Çünkü tanrıların başındaki tanrı Enlil, insan ırkından hoşlanmaz. İnsanların inançsızlıkları, hakaretleri, tanrılara değer vermeyişleri onu çileden çıkarmıştır ve bütün tanrılara da "İnsanlara yardım etmeyeceksiniz, Tufanı hiçbiri öğrenmeyecek" diyerek hepsine yemin ettirir. Yalnız aralarından kurnaz su tanrısı Enki( Ea) insan ırkını çok sevdiği için bir şekilde yardım etmek ister. Hemen dünyaya gider, Ziusudra'yı bulur. Kendisi, insanların girip tanrılara dertlerini, günahlarını anlatarak rahatladığı odaya girer ve Ziusudra'nın kapıda beklemesini ister. İçerde Enki bağıra çağıra tüm olayı anlatır, insanlara yardım edemeyeceği için çok üzüldüğünü belirtir. Ardından Tufandan kurtulmak için gereken her şeyi anlatır. Tabii ki de kapıda bekleyen Ziusudra her şeyi duyar ve hemen işe koyulur. Tanrısının verdiği talimatlara göre gemisini inşa eder, her canlıdan bir çift alır, kendisine inananlarla ( ki ailesi, hizmetçileri ve bir-iki arkadaşından başka kimse inanmaz) gemiye doluşurlar. Sular her yeri doldurur, bütün şehirler kaplanır, insanlar boğularak can verir. Olanları dünyanın çevresinde dönen bir gemiden izleyen tanrılar ağlarlar, yarattıkları medeniyetin yok oluşunu izlemek onlara büyük acı verir, "Ne yaptık biz?!" diye dövünürler. Ziusudra ve yandaşları, sular çekilmeye başlayınca ortaya çıkan ilk kara parçasına ( Ağrı Dağı olduğu tahmin edilmektedir.) çıkarlar. Hâlâ yaşayan insanların olduğunu gören tanrı Enlil hemen yanlarına gider, tabii ardından da diğer tanrılar onu takip eder. İlk başta sinirlenen Enlil'i diğer tanrılar sakinleştirirler ve bir anlaşma yapılır. Artık insanlar tanrılarına hürmet göstereceklerdir, karşılığında da tanrıların koruması olacaktır. Bir daha da insanlık böyle bir felaket yaşamayacaktır, bu son felakettir. Çünkü böyle bir felaketi gören tanrılar, aslında insanları sevdiklerini anlarlar.


-----------------------------

Tevrat'ta Hz. Nuh ( as)'ın hayatı bütünlük içinde ayrıntısına kadar anlatılırken, Kur'an'da kısaca ve bölük pörçük anlatılması nasıl izah edilir?

Peygamber, Cenâb-ı Hakk'ın razı olduğu insan modelidir. Taklit edilmesiyle hakikate ve hidayete kavuşulan örnek şahsiyettir. Ve peygamber, ismet sıfatına sahiptir. Yani, ondan, Allah'ın razı olmayacağı hiçbir söz, fiil ve hareket sâdır olmaz. O, bu noktada ilâhî bir murakabe ve rabbanî bir sigorta altındadır. Hem sözleri, hem işleri, hem de hâlleri insanlar için birer hidayet meşalesidir. “Resul” sıfatıyla insanlara sadece hakkı, doğruyu, güzeli emreder ve bunlara “abd” sıfatıyla, en ileri seviyede, kendisi uyar.

Peygamberlerin, kişiliklerine zarar verici veya yüceliğini boşa giderecek yahut insanlık değerini alçaltacak her türlü şeyden sakınmaları, günahlardan uzak olmaları ve şehevi duygulara yani arzu ve isteklerine göre hareket etmekten vazgeçmeleri suretiyle insanlığın bekası için seçilmiş olmaları onların en önemli özelliklerindendir.

Bundan dolayı peygamberler yaratılış, yani huy veya ahlak bakımından insanların en mükemmeli, amel işleme bakımından insanların en zeki olanı, nefislerine hakim olma bakımından insanların en temiz olanı ve gidişatları ile metod bakımından insanların en güzel olanıdır. Çünkü onlar, insanlık için "güzel bir örnek" ve "güzel bir model" olan kimselerdir. İşte bundan dolayı Şanı Yüce Allah, insanlara; onlara uymalarını, onların ahlakıyla ahi aklanmalarını ve hayat şartlarının getirmiş olduğu her konuda onların metoduna göre hareket etmelerini emretmiştir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"O ( Peygamberler), Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. O halde ( Ey Muhammedi) Sen de onların dosdoğru yollarına uy." ( Enam, 6/90)

"( Ey iman edenler!) And olsun ki sizin için, Resulullah 'en güzel örnektir'..." ( Ahzab, 33/21)

"Doğrusu o ( ismi daha önce geçen peygamberler,) katımızda seçkin ve iyi kimselerdendirler." ( Sâd, 38/47)

Bu ve benzeri ayeti kerimelerde de görüldüğü üzere, peygamberler ile onunla birlikte iman eden kimselerde, güzel örnekler vardır. Zira bunlar Sâd suresi 47. ayette geçtiği üzere, seçkin ve iyi kimselerdirler. İşte tüm bu anlatılanlar, Müslüman bir kimsenin, onlara uymasını ve onları, güzel bir örnek ve model edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Kur'ân-ı Kerîm'in, peygamberleri; insanlığa bir örnek, bir model, bir önder ve bir hidayet olmaları şeklindeki tanımlamasının ve vasıflanmasının yanı sıra Ehl-i kitabın yani Yahudilerin ve Hristiyanların, peygamberler hakkındaki inançlarını da görmekteyiz...

Ehl-i kitap, peygamberlerin yüceliği hakkında haddi aşmışlardır. Zira onlar, peygamberlerin günah işlediklerini iddia etmekle kalmamış, peygamberlerden bir kısmının suç işlemeye kalkıştıklarını, günah işlemede Allah'ın emrinden çıktıklarını ve günahların en büyüğünü işlemede diğer kimselere önderlik yaptıkları iftirasında da bulunabilmişlerdir.

Daha sonra yazılarak tahrif edilmiş olan Tevrat'ta, çok sayıda peygambere, onlara yakışmayan iftiralar, çirkinlikler ve rezillikler bulmaktayız. Hakkında iftiralar yapılan peygamberlerden birisi de, Hz. Nuh ( a.s)'dır. Bu değiştirilmiş Tevrat'a göre; Nuh aleyhisselam güya “Şarap içip sarhoş olmuş, çadırın içinde çırılçıplak uzanmış.” ( Tekvin: 9/21)

Yahudilerin, peygamberler hakkındaki bu ve diğer inançların hepsi; yalan, bühtan ve iftiradır. Tevrat'ta geçen bu örneklerin hepsinin ve benzerlerinin, batıl ve Yahudilerin, peygamberler hakkında birer iftira olarak kalmayıp, aynı zamanda Tevrat'a ilave edilerek Allah’a da bir iftira olduğunu ifade etmek gerekir. Kısaca şunu belirtmek gerekir ki; Yahudilerin, peygamberler hakkındaki bu düzmeceleri ve iftiraları, Allah tarafından Hz. Mûsâ ( a.s)'a indirilen Tevrat'tan olmayıp sonradan Tevrat'ta tahrifat yaparak onun içerisine sokuşturmuşlardır. ( Peygamberlerin ismet sıfatı için bk. er-Râzî, İsmetü'l-Enbiyâ, Kahire 1986, s. 41-42; Mefatih'ul Gayb, III/8 )

Hz. Nûh ( as) Kıssasının Kur’an’da ve Muharref Tevrat’taki Karşılaştırması

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Nûh ( as)’ın kıssası, tafsîlâtlı olarak A’râf, Hûd, Mü’minûn, Şuarâ, Kamer ve Nuh sûrelerinde zikredilmektedir. Tevrat’ta ise, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin bölümünün 6., 7., 8. ve 9. bablarında anlatılmıştır. Bu iki kaynak, karşılaştırıldığında, bu iki anlatım arasındaki farkları şöyle belirtebiliriz:

a. Diğer bazı peygamber kıssalarında olduğu gibi, Tevrat burada da teferruâta dalmakta; geminin hacmini, hangi ağaçtan yapıldığını, tûfanda suyun ne kadar yükseldiğini vs. gibi hususları nakletmektedir. Kur’ân-ı Kerim ise, sadece ibret alınması gereken hususlar üzerinde durmaktadır.

b. Kur’ân-ı Kerim, Hz. Nûh ( as)’ın gemiye binmeyen müşrik bir oğlundan bahsetmektedir ki, Tevrat’ta böyle bir oğlunun olduğuna dâir bir kayıt yoktur.

c. Kur’an, tûfanın yeryüzünün tamamını kapladığından bahsetmemektedir. Tevrat’ta ise, yeryüzünün tamamının sular altında kaldığı ifâde edilmektedir. ( Haddi zâtında o gün için insanlar, yeryüzünün belli bir bölgesinde yaşıyorlardı ve helâk edilmeleri için yeryüzünün tamamının sular altında kalması gerekli değildir.)

d. Tevrat’a göre gemiye binen ve tûfandan kurtulanlar Hz. Nûh ile onun eşleri ve oğulları ile oğullarının eşleridir. Kur’an’da ise gemiye binip kurtulanların iman eden kişiler olduğu bildirilmekte ve bunların -sayıları az da olsa- Hz. Nûh ( as)’ın âilesinden ibâret olmadığı anlatılmaktadır. ( Ayrıca, Nûh ( a.s.)’un eşinin ve bir oğlunun gemiye binip kurtulanlar arasında olmadığı Kur’an’da belirtilmektedir. Tevrat’ta ise bu bilgiler olmadığı gibi, anlatılanların zâhirene bakılınca, sanki Nûh ( as)’ın bütün akrabalarının kurtulduğu anlaşılmaktadır.)

e. Tevrat’ta tûfandan sonra Yüce Allah’ın ( bu tür bir cezâ vermekten) pişmanlık duyduğu ve bir daha yeryüzünde böyle bir tûfanı yaratmayacağı anlatılmaktadır. Kur’an’ın hiçbir yerinde Yüce Allah’ın yaptığından dolayı pişmanlık duyduğuna dâir bir ifâde yoktur. Yüce Allah, böyle bir şeyden münezzehtir.

f. Tevrat, tûfandan kurtulması sebebiyle Hz. Nûh ( as)’ın takdim ettiği kurbanların etlerini kızartmasıyla, kızartılan etlerin kokularının Allah’a ulaşması üzerine Yüce Allah’ın bu güzel et kokularını kokladıktan sonra gazabının dindiğini ve hoşnut olduğunu anlatmaktadır. Kur’an, Yahûdilerin bu anlayışlarını reddederek şöyle buyurmaktadır:

“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.” ( Hacc, 22/37)

Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı gibi, Kur’an kıssaları yalnız hedef açısından değil; üslûp ve muhtevâ açısından da Kitab-ı Mukaddes’in kıssalarından birtakım farklılıklar arzetmektedir.

-------------------------------
Hz. Nuh Kıssası
Hz. Nuh'un, Kavmine Peygamber Olarak Gönderilmesi


Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine ( toplumuna) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım." ( Araf Suresi, 59)
Hz. Nuh'un, Kavmini Tevhide Çağrısı

Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. ( Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum." "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size ( gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" ( dedi). ( Hud Suresi, 25-26)

Şüphesiz, Biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azap gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine ( Peygamber olarak) gönderdik. ( Nuh Suresi, 1)

Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine ( elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" ( Müminun Suresi, 23)

Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine ( elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. ( Ankebut Suresi, 14)

Nuh kavmi de gönderilen ( Peygamber)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim." "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir." "Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. ( Şuara Suresi, 105-110)
Hz. Nuh'a Karşı İnkarcıların Tavrı

Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?" Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur." "Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız ( anlarsınız.)" "Ve ben mümin olanları kovacak değilim." "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım." ( Şuara Suresi, 111-115)

Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah ( öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz." "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." ( Müminun Suresi, 24-25)
Hz. Nuh'un Tebliğe Devam Etmesi

O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size ( gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra ( davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim. Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. ( Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak ( bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size ( ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin. Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır. Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum ( mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de ( aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki ( gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi ( diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye." ( Nuh Suresi, 2-20)
Hz. Nuh'un, Kavmine Karşı Tavrı

Kavminden, ileri gelen inkârcılar: "Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz" dedi. Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de ( bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız? Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum. Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan ( gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz? Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda ( bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim ( demek)dir." ( Hud Suresi, 27-31)

Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. ( Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum. Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir ( Kitap) gelmesine mi şaştınız?" ( Araf Suresi, 60-63)

Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vadettiğini getir ( görelim.)" Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz ( O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." ( Hud Suresi, 32-34)

Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın ( veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. ( Yunus Suresi, 71)

Dediler ki: "Eğer ( bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın." ( Şuara Suresi, 116)

Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme." ( Hud Suresi, 36)
Nuh Kavminin Helak Olması: Geminin İnşa Edilmesi
Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her ( tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş ( azap gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik. ( Müminun Suresi, 27)

"Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır. Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi. "Artık, ileride bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek." ( Hud Suresi, 37-39)
Müminlerin Gemiye Binmesi

Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift ( hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. Dedi ki: "Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması ( durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir." ( Hud Suresi, 40-41)
Tufanın Başlaması

Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı ( hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler( le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. ( Kendisi ve getirdikleri) inkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan ( Nuh)a bir mükafaat olmak üzere. ( Kamer Suresi, 11-14)
Hz. Nuh'un, Oğluyla Konuşması

( Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga( lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma." ( Oğlu) Dedi ki: "Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan ( Allah)tan başka bir koruyucu yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu. ( Hud Suresi, 42-43)
Allah'ın Hz. Nuh'a Öğüdü

Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin. Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş ( yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum. "Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." ( Hud Suresi, 45-47)
Tufanın Sona Ermesi

Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, ( gemi de) Cudi ( dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi. ( Hud Suresi, 44)
Gemideki Müminlerin Kurtulması

"Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle ( gemiden) in. ( Sizden türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır." ( Hud Suresi, 48 )

Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları ( insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. ( Şuara Suresi, 119)

Böylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet ( kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk. ( Ankebut Suresi, 15)

Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık. ( Furkan Suresi, 37)

Andolsun, Nuh Bize ( dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. Ve onun soyunu, ( dünyada) onları da baki kıldık. Sonra gelenler arasında ona ( hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. Alemler içinde selam olsun Nuh'a. ( Saffat Suresi, 75-79)

Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? ( Kamer Suresi, 15)

Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın." Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz. Sonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik. ( Müminun Suresi, 29-31)

------------------------

Hazret-i Nuh ve tufan

İdris aleyhisselamdan sonra gönderilen peygamberlerden. Allah korkusundan dâima ağladığı için adına, çok ağlayan, inleyen mânâsına gelen “Nuh” denilmiştir. İdris aleyhisselam insanlara peygamber olarak gönderilip onlara doğruyu gösterdikten sonra diri olarak göke kaldırıldı. Onun göke kaldırılmasından sonra insanlar doğru yoldan ayrıldılar. Onu çok sevenler ayrılık acısına dayanamadılar. Resmini yapıp seyrettiler. Daha sonra gelenler, bu resimleri tanrı sandılar ve çeşitli heykeller yapıp, tapmaya başladılar. Böylece insanlar arasında putperestlik meydana çıktı. İnsanlar putlara tapmaya başladıktan sonra, gün geçtikçe aralarında, zulüm, zorbalık, fitne, ahlâksızlık gibi kötülükler artıp yayıldı.

Hazret-i Nuh, böyle bir cemiyet içinde çocukluğundan beri doğru yolda bulunan, Allahü teâlâya ibâdet eden sâlih bir kul idi. Sulama işleriyle, çiftçilikle, hayvan yetiştirmekle, marangozluk ve ev inşasında çalışıyordu. Doğru yoldan ayrılmış olan insanların kötülüklerinden de tamâmen uzak duruyordu. Elli yaşında iken, Allahü teâlâ, onu insanlara peygamber olarak gönderdi. Kendi zamânında yaşayan bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen Nuh aleyhisselam, ömrünün sonuna kadar insanları Allahü teâlâya îmân etmeye, O’nun emirlerine uymaya, dâvet edeceğine söz ( misak) verdi. Ona yeni bir din ve kitap verilmeyip, kendinden önceki peygamberlerin dinlerindeki hükümleri dokuz yüz elli sene insanlara bildirdi, onları hidâyete çağırdı. Peygamber olarak gönderildiği insanlar Kur’ân-ı kerîmde; puta tapan, günahkar, kötü ve kalpleri kararmış bir millet olarak vasfedilmektedir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen; “Muhakkak ki biz, Nuh’u ( aleyhisselam) kavmine resûl olarak gönderdik” ( A’râf sûresi: 59) buyrulmaktadır.

Nuh aleyhisselam kavmine kendilerine peygamber olarak gönderildiğini, putlara tapmaktan, haksızlıktan ve zulümden vazgeçip, Allahü teâlâya îmân edip, O’nun emirlerine uymalarını bildirdi. Fakat zulüm ve zorbalığa alışmış ve başkalarını tahakküm altına almak isteyen insanlar inanmadılar ve ona düşman oldular. Nuh aleyhisselam onlara nasihat ederek: “Ben size doğru yolu göstermek, zulmü kaldırıp, adâleti yaymak için Allah tarafından gönderildim. Herkesin putlara tapmaktan vaz geçip bir olan Allah’a ibâdet etmesini, kulluk yapmasını bildiriyorum” dedi. Kavmiyse bu davete inanmayarak emirlerine uymamakta ve sapıklıklarında ısrar ediyordu. Çok az kimse îmân etmişti. Fakat Nuh aleyhisselam tebliğ vazifesini yapıp, kavmini yılmadan, yorulmadan devamlı sûrette Allah’a îmân ve kulluk etmeye çağırıp, isyan ederlerse azâba yakalanacaklarını bildiriyordu. Kavmi ise bu dâvete uymadıkları gibi, Nuh aleyhisselamı kendilerine doğruyu, hakkı anlatırken dinlememek için parmakları ile kulaklarını tıkıyorlar, onu görmemek için elbiseleriyle başlarını kapatıyorlardı. Bir taraftan da ona inananlara zulüm ve işkence yapıyorlardı.

Hazret-i Nuh’un dâveti, günden güne uzaktan yakından duyuluyor, her yerde ondan bahsediliyordu. O’na îmân etmeyenlerse bundan endişe duyuyor ve düşmanlıklarını safha safha artırıyorlardı. Nuh aleyhisselam gittikçe azan kavmine“Ben size zor ve güç bir teklif yapmıyorum. Puta tapmaktan vazgeçip Allahü teâlâya ibâdet ediniz. Sizlerin herbir grubu başka bir gruptan korkuyor zulüm görüyorsunuz ve zulmediyorsunuz. Allah’tan korkunuz zulmedenlerden ve mazlumlardan olmayınız.” diyordu.

Yıllar sürüp gidiyor, Nuh aleyhisselam ise tebliğ vazifesini devamlı olarak yapıyordu. Çok az kimse îmân etmişti. Diğer insanlarsa iş sâhibi zorbalar, kötü işlerle uğraşan kimseler veya düşkünlük içinde hayat süren zelil, esir ve muhtaç kimselerdi. Her geçen gün daha bedbahtlaşan bu insanlar, bir türlü fitne, fesat ve sapıklıktan el çekmiyorlardı. Nuh aleyhisselam böylesine düşmüş olan insanlara acıyor şefkat ve sabırla onları kurtarmaya çalışıyordu. Onlar ise bunu idrak edemeyip karşı çıkıyorlar, hazret-i Nuh’u taşa tutuyorlar, onu şehirden kovuyorlar, evini harap ediyorlar, sapıklıkla itham ediyorlardı. Bir türlü kötülüklerini anlayıp, azgınlıktan vazgeçmiyorlardı. İsyanları sebebiyle Allahü teâlâ onlara gadap etti. Senelerce yağmur yağdırmadı. Malları, hayvanları helak oldu. Bağları bahçeleri kuruyup, servetleri kayboldu, nesilleri kesildi. Son derece muhtaç ve fakir hâle düştüler.

Onların bu hâli karşısında Nuh aleyhisselam; “Ey kavmim başınıza gelen bunca belâlar günahlarınız sebebiyledir. Putlara tapıp, Allah’a ibâdet etmekten kaçındığınız için Allahü teâlâ size gadap etti. Bu sebeple yağmurlar kesildi. Büyük sıkıntılara düştünüz. Ama Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını isteyin, sizi affedip üzerinize rahmet yağmuru göndersin. Size mallar ve evlatlar ihsan ederek imdat etsin. Nihâyet bir gün ölüp kabre gireceksiniz. Rabbiniz sizi bir müddet kabirde beklettikten sonra diriltecek ve amellerinizin cezâsını ve mükâfâtını verecek...” diyerek daha birçok husûsu iyice anlatıp onlara ehemmiyetle nasihat etti. İsyandan vaz geçmezlerse daha ağır azaplara düşeceklerini bildirdi.

Nuh aleyhisselam ve bildirdiklerine inanmayıp putlara tapmakta ısrar eden azgın millet “Ey Nuh gerçekten bizimle çok mücâdele ettin, bunda da çok ısrarlı davrandın. Bu işe başladığın gündenberi bizi devamlı olarak azapla korkutup durdun. Artık sözünde doğru isen şu azâbı getir de görelim. Artık ne olacaksa olsun.” diyerek onun nasihatlarını ve dâvetlerini hiç kabul etmedikleri, Kur’ân-ı kerîm’de Hûd sûresinde ( ayet 32) bildirilmektedir.

Nûh aleyhisselam kavminin bu tutumu karşısında aslâ yılmadan, tebliğ vazîfesine devâm ettiği hâlde, onların bir türlü îmâna gelmeyeceklerini iyice anladı. Bunun üzerine meâlen şöyle dua ettiği Kur’ân-ı kerîm’de bildirilmektedir:
“Nuh ( aleyhisselam) dedi ki: “Ey Rabbim! Yeryüzünde, hareket eden hiçbir kâfiri bırakma! Eğer sen onları bırakırsan, kullarını dalâlete, sapıklığa sürüklerler. Hem bundan sonra onların çoluk çocuğu olmaz. Olsa bile çocukları fâcir ve küfürde pek ileri kimseler olurlar. Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, mümin olarak evime girenleri, erkek, kadın bütün müminleri mağfiret eyle, bağışla, zâlimlerin ( kâfirlerin) ise ancak helâk ve hüsrânlarını arttır.” ( Nuh sûresi: 26-28 ) ve

“( Nuh aleyhisselam dua edip) dedi ki: Yâ Rabbi! Gerçekten kavmim beni tekzip etti. Beni yalanladı. Artık benimle onların arasındaki hükmü sen ver. Beni ve berâberimdeki müminleri kurtar.” ( Şuara sûresi: 117-118 )

Nuh aleyhisselamın bu duası üzerine, Kur’ân-ı kerîmde Allahü teâlânın ona meâlen şöyle vahy ettiği bildirilmektedir:
“Nuh’a vahy olundu ki; kavminden daha önce îmân etmiş olanların dışında hiç kimse îmân etmeyecek. O hâlde sen, kavmin seni yalanladıkları için ve sana ezâ verdikleri için mahzûn olma, kederlenme ki; onlardan intikam alma vakti gelmiştir. Nezâretimiz altında ve vahy ettiğimiz, bildirdiğimiz şekilde bir gemi yap! Zâlimler ( kâfirler) hakkında bana dua etme. Zîrâ onlar ( suda) boğulacaklardır.” ( Hûd sûresi: 36-37)

Nuh aleyhisselam kendisine gönderilen vahiy üzerine hemen bir gemi yapmaya başladı. Geminin yapılmasında Cebrâil aleyhisselam, Allahü telânın emri üzerine yardımcı oluyor ve nasıl yapılacağını târif ediyordu. Nuh aleyhisselam ve îmân eden müminler de geminin yapılmasında çalıştılar. Geminin inşâsını gören putperestler; “Şimdi de marangozluğa mı başladın?” diyerek alay ediyorlardı. Hazret-i Nuh ise; “Benimle alay ediyorsunuz ama, rezil edici azâbın kime geleceğini ve kime sürekli azâbın ineceğini göreceksiniz.” diyordu.

Nuh aleyhisselam, yüzyıllar boyu insanları Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdığı hâlde insanların îmân etmemeleri sebebiyle helak olmalarının yaklaştığı sırada son olarak şöyle dedi. “Ey insanlar! Ben size doğru yolu göstermek için Allah tarafından görevlendirildim. Bir ömür boyu size nasihat ettim. Dinlemediniz, benimle alay ettiniz, sabır ve tahammül gösterdim. Bana, inananlara eziyet edip, incittiniz Allahü teâlâ yer yüzünü zulüm ve küfürden temizleyecek. Geliniz, dâvetimi kabul ediniz. Câhillik etmeyiniz. Allahü teâlâya itâat ediniz. Ben sizin hayır ve iyiliğinizi istiyorum. Siz bilmiyorsunuz ama,Allah’ın azâbı en kısa zamanda büyük bir tufan şeklinde gelecek. Bildirdiklerime inanmayan herkes helâk olacaktır. Şu yaptığım gemi, îmân edenlerin binip kurtuluşa ereceği gemidir. Allah’a îmân etmeyen âsiler suda boğulacaktır. Kurtulmayı isteyen îmân etsin ve benimle yolcu olsun. Bu benim, herkesin duyması gereken son sözümdür.”

Nuh aleyhisselamın son olarak söylediği bu sözlerine de uymayan insanlar; “Ey Nuh, uzun yıllardan beri bu sözleri söylüyorsun. Şimdi de kuru bir çöl ortasında büyük bir gemi yaptın. Bizi tufanla korkutuyorsun biz sana da söylediklerine de inanmıyoruz.” dediler.

Nihâyet bir müddet sonra geminin yapımı tamamlandı. Hazret-i Nuh’un yaptığı ve üç katlı olduğu rivâyet edilen bu geminin ateş yanarak kazanı kaynayıp hareket ettiği ( Buharlı bir gemi olduğu) Kur’ân-ı kerîm’de açıkça bildirilmektedir. Hûd sûresi, 40. âyet-i kerîmesinde meâlen buyruldu ki:
“Nihâyet helak etme emrimizin azâbımızın vakti geldiği, tennûrun ( fırının) taşıp fışkırdığı ( yâhut gemi kazanının kaynadığı) zaman biz Nuh’a şöyle emreyledik ki, kendisinden faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi birer çift hayvanı gemiye koy. Üzerlerine boğulma emri takdir edilenler hâriç âile halkınla bir de îmân edenleri gemiye yükle. Zâten Nuh’a îmân edenler pek az idi.”

Gemiye binecekler hazır olunca hazret-i Nuh onlara, Allahü teâlânın ismiyle gemiye binmelerini söyledi. Bütün müminler, o azgın kâfirlerin gözleri önünde Hazret-i Nûh ile gemiye bindiler. Nitekim Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyruldu ki:
“Nuh ( aleyhisselam) gemiye bineceklere; “Allahü teâlânın ismiyle girin ki, geminin yürümesi ve durması Allahü teâlânın irâdesiyledir. Benim Rabbim, müminleri mağfiret edici ve merhametiyle tufân belâsından kurtarıcıdır.” dedi.” ( Hûd sûresi: 41) Yine Kur’ân-ı kerîm’de meâlen buyruldu ki:
“Ey Nuh sen ve berâberindekiler gemiye yerleşince; “Bizi zâlim ( kâfir) milletten kurtaran Allah’a hamd olsun. Rabbim, beni hareketli bir yere indir sen, indirenlerin en hayırlısısın.” de.” ( Mü’minûn sûresi: 28, 29)

Nuh aleyhisselam her hayvandan birer çift alıp, îmân edenlerle birlikte gemiye yerleştikten sonra, gökten çok şiddetli bir yağmur yağmaya ve yerden de sular fışkırmaya başladı ve her şey suya gark oldu. Sular dağları aştı. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında kaldı. Nuh aleyhisselama inanmayan putperest kavim boğularak helak olup gitti. Bu tûfan hâdisesi Kur’ân-ı kerîm’de Kamer sûresi 11 ve 12. âyette bildirilmektedir.

Tûfan başladığı sırada Nuh aleyhisselam îmân etmeyen oğlu Yâm’a ( Kenan), îmân edip gemiye binmesini söyledi ise de oğlu; “Dağa çıkar sudan kurtulurum.” deyip binmedi. Bir dalga gelip onu da boğdu. Boğulanlar arasında hazret-i Nûh’un hanımı da vardı. O da îmân etmemişti. Tûfan altı ay devam etti. Altı ay sonra Allahü teâlânın meâlen; “Ey arz! Suyunu yut ve ey gök suyunu tut...” ( Hûd sûresi 44) emriyle yağmur kesilip sular çekildi.

Nuh aleyhisselamın gemisi Muharrem ayının onunda aşûre günü Irak’ta Cûdi Dağı üzerine oturdu. Bundan sonra insanlar Nuh aleyhisselamın üç oğlundan türedi. Bu bakımdan Nuh aleyhisselama ikinci Âdem denildi. Nuh aleyhisselam bin yaşında vefat etti. Nuh aleyhisselamın Sâm adlı oğlundan Arap, Fars ve Rum kavmi, Hâm adlı oğlundan ise Hindistan, Habeş ve Afrika halkı, diğer oğlu Yâfes’ten de Asyalılar ve Türkler meydana geldi. Nihâyet insanlar zamanla çoğalıp, Asya’ya, Avrupa’ya, Okyanusya’ya ve Berring ( Behreng) Boğazından Amerika’ya geçerek bütün yeryüzüne yayıldılar.

Nuh aleyhisselam Kur’ân-ı kerîm’de şekür ( çok şükreden kul) sıfatıyla anılmış olup, birçok âyet-i kerîmede ondan bahsedilmektedir. Ayrıca Kur’ân-ı kerim’deki sûrelerden biri de Nuh sûresi olup, bu sûrede Nuh aleyhisselamdan bahsedilmektedir. Ülü’lazm peygamberler arasında Neciyullah ( Allahü teâlâya karşı devamlı olarak teveccühte ve münâcaatta bulunup, ilâhî feyzleri alan) denilen Nuh aleyhisselam hakkında Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerde buyurdu ki:
“Melek-ül mevt ( Azrail aleyhisselam) Nuh’a ( aleyhisselam) geldiğinde dedi ki: “Ey Nuh ey peygamberlerin en büyüğü ( en yaşlısı) ey uzun ömürlü ve ey duası kabul olunan! Dünyâyı nasıl gördün?” Nuh ( aleyhisselam) dedi ki: “Şöyle bir kimse gibi ki, kendisine iki kapısı olan bir ev yapılmış da birinden girmiş diğerinden çıkmıştır.”

Mucizeleri:
1. Nuh aleyhisselamın kavminden bir fırka gelip, oturdukları beldedeki büyük taşları toprak yapmasını istemişlerdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselamı gönderip, “Resûlüme söyle, o taşlara eliyle işâret etsin.” buyurdu. Nuh aleyhisselam da buyrulduğu gibi yapıp eliyle işâret edince, o beldede bulunan bütün taşlar birden toprak oldular. Bunun üzerine on iki kişi îmân etti.

2. Uzakta bulunan ve gözle görülemeyecek şeyleri görüp haber verirdi.

3. Susuz yerlerden su çıkarırdı.

4. İşâretiyle ağaçlar kökünden sökülüp başka yere geçerdi.

5. Duâsıyla kuru ağaçlar hemen meyve verirdi.

6. Duâsıyla bulutsuz olarak yağmur yağardı.

7. Kum, toprak, kil gibi şeyler, onun duasıyla yiyecek maddeleri hâline gelirdi. Gemisi Cudi Dağının üzerine oturunca, insanlar açlıktan kurtulmak için yiyecek istediklerinde dua edince, bir miktar toprak ve kum yiyecek hâline geldi ve bunu yediler.

8. Îmân ederek, gemisine girip tufandan kurtulan insanlar çok az olmasına rağmen, onun duasıyla çok kısa zamanda çoğalarak arttılar.

9. Eliyle yere diktiği bir ağaç fidanı o anda çeşitli renklerde meyve verdi.

Sual: Nuh aleyhisselama ikinci baba denilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Nuh aleyhisselam zamanında Tufan olup, bütün dünyayı su kapladı. Yeryüzünde bulunan insanların ve hayvanların hepsi boğuldu. Fakat, Nuh aleyhisselam ile gemide bulunan müminler kurtuldu. Nuh aleyhisselam gemiye binerken, her hayvandan birer çift almış olduğundan, hayvanlar da, bunlardan üredi.

Nuh aleyhisselamın gemide üç oğlu vardı: Sam, Yafes ve Ham. Şimdi yer yüzünde bulunan insanlar, bu üçünün soyundandır. Bunun için, Nuh aleyhisselama ikinci baba denir.

Sual: Nuh aleyhisselamın kıssasını anlatır mısınız?
CEVAP
Hud suresindeki Hazret-i Nuh’un kıssasının özeti şöyle:
Hazret-i Nuh kavmine dedi ki :
- Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım; Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!

İnkârcıların ileri gelenleri dediler ki:
- Sen de bizim gibi bir insansın. Senin bizden bir üstünlüğün yoktur. Sen yalan söylüyorsun. Sonra sana uyanlar alt tabaka insanlardır.
- Ey kavmim! Rabbim bana Peygamberlik vermişse, ne diyeceksiniz?

- Hayır yâ Nuh, sen, bizimle mücadelede çok ileri gittin. Peygamber isen, sözün doğru ise, artık tehdit ettiğin azabı getir!
- Allah dilerse bela getirir. O, bela göndermekten aciz değildir.

Allahü teâlâ, Hazret-i Nuh’a, bir gemi yapmasını emredip, ( Sana inananlardan başkası suda boğulacaktır) buyurdu. Denizden uzak, kırsal bir yerde, gemiyi yaparken, inkârcıların ileri gelenleri, yanına uğradıkça onunla alay ederlerdi. Gemi üç kat olarak yapıldı. Üst kata inananlar, ikinci kata evcil hayvanlar, alt kata ise vahşi hayvanlar kondu.

Allah’ın emri geldi. Buharlı gemi çalışmaya başlayınca, yarısı erkek, yarısı kadın olmak üzere 72 mümin ile, her cinsten birer çift hayvan gemiye alındı. Gemi, dağlar gibi dalgalar içinde onları götürürken, Hazret-i Nuh, dağa tırmanan oğlu Kenan’a dedi ki:
- Ey oğulcuğum, bizimle beraber gel, kâfirlerden olma!
- Dağa çıkar, sudan kurtulurum.
- Bugün mümin olmayan kurtulamaz.

Aralarına dalga girdi, oğlu da boğuldu.
Altı ay kadar su üstünde kaldıktan sonra, yere, “Suyunu yut”, göğe de, “Suyunu tut” denildi. Sular çekildi; gemi de Cudi dağının üzerine yerleşti. [Nuh aleyhisselam, 50 yaşında peygamber oldu. 950 yıl kavmine nasihat etti. Tufandan sonra da 50 yıl yaşadı.]

Hazret-i Nuh dedi ki:
- Ya Rabbi, benim ailemden olanları kurtaracaktın. Senin vaadin haktır. Vaadinden dönmezsin. Benim oğlum suda boğuldu.
- Ey Nuh! O oğlun, kötü bir iş işlediği için, senin ailenden sayılmaz. Ailenden olanları kurtardım.

Görüldüğü gibi, bir müslümanın dinsiz oğlu, onun ailesinden sayılmıyor. Dinsize miras da düşmez. Müslüman evladı olduğu halde, farzlara, mesela namaza önem vermeyen, günah işleyince pişman olmayan mürted olur, müslümandan miras alamaz. Babası sahip çıkmayan veled-i zina, babasına vâris olamaz. ( Redd-ül-muhtar)

Hazret-i Nuh’un gemisi
Sual: Nuh’un gemisine, 6 milyon hayvan türü, her türden de birer çift nasıl sığdı?
CEVAP
Bu hayvan türleri içinde, bit, pire, sinek gibi küçük hayvanlar çoğunluktaydı. Büyük hayvanlar bildiğimiz hayvanlardır. Onların sayısı da yüzü geçmez. Gemi çok büyüktü, aylarca, hatta yıllarca imal edildi. 6 değil, 12 milyon hayvan türünü bile içine alacak kapasitedeydi. Allahü teâlânın kudretinden şüphe edilemez.

Sual: Tufandan sonra, bütün insanlar sadece Hazret-i Nuh’un çocuklarından mı meydana geldi?
CEVAP
Evet, sadece Hazret-i Nuh’un çocuklarından meydana geldi.


---------------------------
Kur’an’da ve Tevrat’taki Karşılaştırması

Hz. Nûh Kıssasının Kur’an’da ve Muharref Tevrat’taki Karşılaştırması

Yukarıda değinildiği gibi, Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Nûh’un kıssası, tafsîlâtlı olarak A’râf, Hûd, Mü’minûn, Şuarâ, Kamer ve Nuh Sûrelerinde zikredilmektedir. Tevrat’ta ise, Kitab-ı Mukaddes’in Tekvin bölümünün 6., 7., 8. ve 9. bablarında anlatılmıştır. Bu iki kaynak, karşılaştırıldığında, bu iki anlatım arasındaki farkları şöyle belirtebiliriz:

a- Diğer bazı peygamber kıssalarında olduğu gibi, Tevrat burada da teferruâta dalmakta; geminin hacmini, hangi ağaçtan yapıldığını, tûfanda suyun ne kadar yükseldiğini vs. gibi hususları nakletmektedir. Kur’ân-ı Kerim ise, sadece ibret alınması gereken hususlar üzerinde durmaktadır.

b- Kur’ân-ı Kerim, Hz. Nuh’un gemiye binmeyen müşrik bir oğlundan bahsetmektedir ki, Tevrat’ta böyle bir oğlunun olduğuna dâir bir kayıt yoktur.

c- Kur’an, tûfanın yeryüzünün tamamını kapladığından bahsetmemektedir. Tevrat’ta ise, yeryüzünün tamamının sular altında kaldığı ifâde edilmektedir. ( Haddi zâtında o gün için insanlar, yeryüzünün belli bir bölgesinde yaşıyorlardı ve helâk edilmeleri için yeryüzünün tamamının sular altında kalması gerekli değildir.)

d- Tevrat’a göre gemiye binen ve tûfandan kurtulanlar Hz. Nûh ile onun eşleri ve oğulları ile oğullarının eşleridir. Kur’an’da ise gemiye binip kurtulanların iman eden kişiler olduğu bildirilmekte ve bunların -sayıları az da olsa- Hz. Nuh’un âilesinden ibâret olmadığı anlatılmaktadır. ( Ayrıca, Nuh ( a.s.)’un eşinin ve bir oğlunun gemiye binip kurtulanlar arasında olmadığı Kur’an’da belirtilmektedir. Tevrat’ta ise bu bilgiler olmadığı gibi, anlatılanların zâhirene bakılınca, sanki Nuh’un bütün akrabalarının kurtulduğu anlaşılmaktadır.)

e- Tevrat’ta tûfandan sonra Yüce Allah’ın ( bu tür bir cezâ vermekten) pişmanlık duyduğu ve bir daha yeryüzünde böyle bir tûfanı yaratmayacağı anlatılmaktadır. Kur’an’ın hiçbir yerinde Yüce Allah’ın yaptığından dolayı pişmanlık duyduğuna dâir bir ifâde yoktur. Yüce Allah, böyle bir şeyden münezzehtir.

f- Tevrat, tûfandan kurtulması sebebiyle Hz. Nuh’un takdim ettiği kurbanların etlerini kızartmasıyla, kızartılan etlerin kokularının Allah’a ulaşması üzerine Yüce Allah’ın bu güzel et kokularını kokladıktan sonra gazabının dindiğini ve hoşnut olduğunu anlatmaktadır. Kur’an, yahûdilerin bu anlayışlarını reddederek şöyle buyurmaktadır: “Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.” ( 22/Hacc, 37)

Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı gibi, Kur’an kıssaları yalnız hedef açısından değil; üslûp ve muhtevâ açısından da Kitab-ı Mukaddes’in kıssalarından birtakım farklılıklar arzetmektedir. ( 5)

Tûfan konusunda Mevdûdi şunları söyler: Hem Kur'ân-ı Kerim'in ifâdeleri, hem İncil'deki kayıtlardan, Hz. Nûh'un ümmetinin bugün Irak olarak bildiğimiz topraklarda yaşamış olduğu kesinleşmiştir. Babil'in tarihî kalıntılarında bulunan eski belgeler de bu tesbiti doğrulamaktadır. Bazı kitabelerde, Kur'ân-ı Kerim'de ve Tevrat'ta yer alan ve Musul'da geçtiği bildirilen tûfan olayına benzer bir olaya da rastlanıyor. Ayrıca, Kürdistan ve Ermenistan'ın eski tarihleri ile nesillerden nesillere aktarılan rivâyetlerde de, tûfan vak'ası ayrıntılı şekilde anlatılmıştır. Bu kayıtlara göre, tûfandan sonra Hz. Nuh'un gemisi Musul yakınlarına gelerek durmuştu. Musul'un kuzeyinde İbn Ömer adası çevresinde ve Türkiye toprakları içinde bulunan Ağrı dağında da Nuh'un gemisi ve diğer kalıntılarının bulunduğuna dâir hâlâ çeşitli açıklamalar yapılıyor. Nahcivan halkı arasında hâlâ yaygın olan inanca göre Musul'un temelini Hz. Nuh ( a.s.) atmıştı.

Tûfan Evrensel Nitelikte miydi? Tûfanın evrensel bir mâhiyette mi, mahallî nitelikte mi olduğu henüz kesin değildir. İsrâiloğullarının rivâyetlerine bakılırsa bu cihanşümûl/evrensel bir tûfandı ve bütün yeryüzünü kaplamıştı ( Bkz. Tekvin, 7/18-24). Fakat Kur'ân-ı Kerim'de böyle bir ifâdeye rastlanmıyor. Kur'an'da yer alan işaretler, daha sonraki insan soyunun Nuh tarafından kurtarılanlardan geldiğini göstermektedir. Fakat bu husus, tûfanın bütün dünyayı kapladığı anlamına gelmez. Eski devirlerde insanların yerleşim bölgelerinin küçük olduğunu biliyoruz. Belki de sadece Nuh tûfanında etkilenen bölge o zamanın bilinen dünyasıydı ve Hz. Âdrem'in bütün evlâtları Irak ve çevresinde yaşıyordu. Eğer tûfan sadece bu topraklarda yaşayanları yok etmişse, o zamanki ölçülere göre bütün dünyayı ve insanlığı yok etmiş sayılır. Tûfandan sonra, Nuh'un gemisindeki insanlar zamanla çeşitli bölge ve ülkelere dağılmış olabilirler. Bu görüşü doğrulayan iki nokta vardır. Birincisi, Dicle ile Fırat arasındaki topraklarda büyük bir kasırga ve selin koptuğu, hem tarihî verilerle hem harâbelerle ve hem de jeolojik çalışmalarla sâbittir. Fakat bütün yeryüzünü etkisi altına alan cihanşümûl bir fırtına, kasırga veya sel felâketinin belirtileri yoktur. İkincisi, dünyanın hemen hemen bütün uluslarında, hatta Avustralya'ya, Yeni Gine'ye ve Amerika'ya kadar uzanan bölgelerde, büyük bir tûfan ile ilgili hikâye ve rivâyetler meşhurdur. Bundan çıkan sonuç şudur: Bütün bu ülkelerin insanlarının ataları Hz. Nûh ( a.s.) zamanında tûfanın geldiği sırada bir tek bölgede yaşıyorlardı, ama tûfandan sonra dünyanın çeşitli bölgelerine dağılarak yeni yeni yerleşim merkezleri kurdular.

Nûh'un Gemisi Bir İbret Nişânesi Olmuştur: "Ve gemiyi âlemlere bir ibret kıldık." ( 29/Ankebût, 15). Bu âyet tefsir edilirken, geminin değil; tûfanın, insanlar için ibret nişânesi yapıldığı mânâsı da çıkarılabilir. Fakat hem burada, hem Kamer sûresinin 115. Âyetinde bu hususta kullanılan ifâde gösteriyor ki, insanlar için ibret nişânesi bizzat Nûh'un gemisiydi ve şimdi de olmaya devam ediyor. Bilindiği gibi, bu geminin çeşitli dağların tepesinde, özellikle Ağrı dağının tepesinde bulunduğuna dâir binlerce yıldan beri rivâyet ve efsâneler halk arasında dolaşmaktadır. Bu gemi, tûfandan hemen sonraki yıllarda ve günümüzde de dünyada büyük bir İlâhî azâbın vuku bulduğu, böyle bir azâbın büyük bir insan kitlesini yok ettiği ve Allah'ın buyruklarına uymayanların ağır biçimde cezâlandırıldıklarını insanlara hatırlatmıştır. İbn Cerîr et-Taberî, Kamer sûresinin tefsirini yaparken, ayrıca İmam Buhârî, İbn Ebî Hâtim ve Abdürrezzak da Katâde'nin şu rivâyetini nakletmişlerdir: Hz. Peygamber ( s.a.s.)'in sahâbîleri henüz sağ iken, müslümanlar Irak'ın fethi sırasında el-Cezire'ye ( İbn Ömer adasına) gittiğinde Cûdî dağında ( ve bir rivâyete göre Bakırda köyü yakınlarında) bir gemi gördüler. Zamanımızda da Ağrı dağı üzerinden uçakla geçerken gemiye benzer bir iskeletin görüldüğü ve bunun araştırılması için dağın tepesine çeşitli araştırması ve dağcı ekiplerin gittiğini gazete, dergi ve radyolardan öğreniyoruz.

Tûfanla ilgili Tarihî Kayıtlar: Hz. Nuh'un kıssasına benzer efsâne ve rivâyetler Yunan, Mısır, Hindistan ve Çin gibi hemen hemen bütün eski medeniyetlerin literatüründe yer almıştır. Ayrıca, Birmanya, Malezya, Batı Hint Adaları, Avustralya, Yeni Gine ve Avrupa ile Amerika'nın çeşitli bölgelerinde de Hz. Nuh tûfanına benzer hikâyeler yaygın şekilde bilinmektedir. Demek ki bu olay, bütün insan soyunun bir tek bölgede yaşadığı bir sırada meydana gelmiş ve daha sonra insanların çeşitli gruplarının dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmalarıyla oralara kadar çeşitli hâtıra, rivâyet ve efsâneler şeklinde ulaşmıştır. Dünyanın hemen hemen bütün kavimleri, geçmiş tarihlerine baktığında büyük ve müthiş bir tûfandan bahsedildiğini görürler. Aradan geçen yüzyıllar bu olayın asıl mâhiyetini, yerini, zamanını ve bazı unsurlarını değiştirmiştir. İnsanların hayal gücü ve anlatım tarzı da bunları bambaşka şekle sokmuştur.

Cûdî dağı, Kürdistan bölgesinde, İbn Ömer adasının kuzeyinde bulunuyor. Kitab-ı Mukaddes'te ise, bu geminin durduğu yerin Türk-Rus sınırındaki Ağrı dağı ( Ararat) olduğu zikredilir. Aynı isimde bir sıradağı da vardır ki, Ermenistan yaylasından başlayarak güneyde Kürdistan'a kadar uzanıyor. Cûdî dağı işte bu dağlar silsilesinin bir dağıdır ve bugün de aynı isimle meşhurdur. Kadim tarih kitaplarında geminin durduğu yer Cûdî olarak kaydedilmiştir. Nitekim, Hz. İsa'nın doğumundan 250 yıl önce Babil'in bir râhibi ( Berasus) eski Keldani rivâyetlerine dayanarak yazdığı Babil tarihinde Nuh'un gemisinin Cûdî dağına yanaşarak durduğunu beyan etmiştir. Aristo'nun öğrencilerinden Abydenus da kendi eserinde bunu doğrulamıştır. Buna ilâveten, kendi devrinin durumunu anlatırken, Irak'ta pek çok kişi de bu geminin parçalarının bulunduğunu ve bunların sulara karıştırılarak hastalara verildiğini ve şifâ dağıtıldığını yazmıştır. ( 6)

Cûdi dağı ile ilgili Kur'an Coğrafyası adlı kitapta şu bilgiler verilir: Hz. Nûh ( a.s.)un gemisinin demirlendiği Cûdî, Dicle'nin doğu yakasında ve Musul bölgesinde bir dağın adıdır. Dağın tepesinin avuç içi gibi olması, geminin demir atmasına ve gemidekilerin barınmasına elverişli olması sebebiyle bu isim verilmiştir. "Cûdî", sözlükte cömertlik anlamına gelen cûd kökünden türemiştir. Cûdî dağı, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Türkiye-Irak sınırına 15 km. uzaklıkta ve Şırnak il merkezine 17 km. mesâfededir. Elips biçiminde olan dağ üzerinde iki bin metreyi aşan dört doruk vardır. Bunların en yükseği 2114 metredir. Bu tepelerin 2017 metre yükseklikte olanı "Nûh Peygamber'in ziyâret tepesi" adını taşır.

Kaynaklar, dağın eteğinde, tûfandan kurtulanlar tarafından kurulmuş "Karye Semânîn" ( Seksenler Köyü) adlı bir kasaba ve "Deyru'l-Cûdî" adlı bir manastırdan bahsederler. Yüce Allah, Cûdî dağını Hz. Nûh ile, Tûr dağını Hz. Mûsâ ile, Mekke'deki Hira dağını da Hz. Muhammed ( s.a.s.) ile şereflendirilmiştir. Cûdî kelimesi, insanlık tarihinde çok önemli bir yeri olan Nuh tûfanına işaret edilerek Kur'an'da bir âyette şu şekilde geçer: "Yere, 'suyunu çek!', göğe de: 'Ey gök, sen de tut!' denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cûdî'ye oturdu. 'Haksızlık yapan toplum Allah'ın rahmetinden uzak olsun!' denildi." ( 11/Hûd, 44)

Kitab-ı Mukaddes'de bu geminin durduğu yerin, Cûdî değil; Anadolu'da Ağrı dağı ( Ararat) olduğu beyan edilmiştir ( Bkz. Tekvin, 8/4). Halbuki Ağrı dağının, konumu itibarıyla geminin demirlenmesine ve gemidekilerin barınmasına uygun olmayışı nedeniyle tutarlı bir görüş olmadığı, belki Kitab-ı Mukaddes yazarlarının yanlış yorumlamalarından kaynaklandığı ispat edilmiştir ( Geniş bilgi için bkz. Hikmet Tanyu, Cûdî D. İslâm Ansiklopedisi, 8/79-80; Mevdûdi, tefhim, 2/395-396). Nitekim Yakut elHamevî ( 1299), bu konuda lafzî olarak Arapça'ya çevrilen bir Tevrat metninden hareketle geminin Cûdî dağına oturduğunu kaydeder ( Bkz. Hamevî, Mu'cemu'l-Büldân, 3/162-163). Nitekim Hz. İsa'dan önce kaleme alınan eserlerde Hz. Nuh'un gemisinin oturduğu dağın Cûdî dağı olduğu yazılıdır. Son dönemde yapılan bazı bilimsel araştırmalar da Nuh Peygamber'in gemisinin demir attığı dağın Cûdî dağı olduğunu isbat ve ilân etmiştir ( Bkz. Harun Yahya, Kavimlerin Helâkı, s. 20-21). ( 7)

Hz. Nûh ve tûfan kıssası ile ilgili olarak İslâm ulemâsı bazı konularda ihtilâf etmişler ve bu güne kadar bu tartışmalar sürmüştür. Bunlardan bir kısmı, yukarıda ayrıntılarıyla ele alındı: Cûdî kelimesinin bir dağı mı, yoksa yüksek bir yer mi olduğu, Tûfanın yerel mi, evrensel mi olduğu gibi. Bunların dışında âlimlerin tartıştığı bu konuyla ilgili diğer hususları da şunlardır:

Tûfanın gelişini haber veren alâmet olarak, tandır ( tennûr)dan suların kaynaması: 11/Hûd Sûresi, 40. âyette geçen “tennûr” kelimesi, lügatta tandır dediğimiz, içinde ekmek pişirilen bir ocaktır, bir çeşit fırındır. Müfessirler tandırın kaynamasını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Son asrın müfessirlerinden M. Hamdi Yazır, Hz. Nûh’un gemisinin alelâde yelkenli bir gemi olmayıp buharlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, o zaman, “tandır kaynadı” demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, demek olur. Bunun bir deyim olduğunu iddiâ edenler de vardır. Buna göre “Tandır kaynadı” demek, iş bitti demektir.

Nûh’un Gemisi mi, Gemileri mi? Kur’an’da geçen gemi hakkında kullanılan “fülk” kelimesinin çoğul anlamı olduğu, Kur’an’da istisnâ dışında bu kelimenin hep çoğul anlamda kullanıldığı ifâde edilir. Dolayısıyla fülk kelimesi “gemi” değil, gemiler anlamına gelir ve bu kadar çok canlının sığacağı tek bir gemiden değil; Kur’an’da bu kelime ile “filo” dan bahsedilmektedir, diyen âlimler de vardır.

Hz. Nûh’un 950 Yılı dâvet ve tebliğe ayrılan 1000 yıl civarında yaşamış olması: Bazı âlim ve araştırmacılar, insan ömrünün tarihin ilk zamanlarından bugüne genelde ortalamasının aynı olduğunu, bunun değişmeyen bir İlâhî sünnet olduğunu değerlendirirler. Hz. Nûh’un “binden elli yıl eksik” tebliğ ettiğinin mecâzî bir anlatım olduğunu, bunun şu şekilde te’vil edilebileceğini ifade ederler: Nûh ( a.s.), bir insanın en ideal anlamda tebliğ yapabileceği müddet olan “bin”den elli kadar, yani % 5 oranında az tebliğ etmiştir. Nuh ( a.s.), gece-gündüz, açık-gizli ve bütün zamanlarını kullanıp mükemmele/ideale çok yakın olarak, zamanının % 95’lik bir alanını tebliğle geçirdi ( Allah en doğrusunu bilir).


---------------------

Kuranda Nuh Peygamber ile ilgili Ayetler

Kuranda nuh ( as) ve kavmi

Güzel Kurani kerimimizde geçen nuh ( as) ve kavmi ile ilgili ayetler. Kuranda geçen nuh ( as) ve kavmi ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.
Kuranda nuh ( as) ve kavmi ile alakali tahmini 129 ayet geçiyor
4:163 - Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
6:84 - Biz ona İshak'ı ve Yakub'u da hediye ettik: Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh'a ve onun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.
7:59 - Andolsun ki Nûh'u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
7:60 - Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz".
7:61 - ( Nûh) dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."
7:62 - "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
7:63 - ( Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir( kitap) gelmesine şaştınız mı?"
7:64 - O'nu yalanladılar, biz de O'nu ve O'nunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.
7:69 - "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki ( Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."
9:70 - Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh Kavmi'nin, Âd'in, Semûd'un, İbrahim Kavmi'nin, Medyen Ashabı'nın ve o mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
10:71 - Bir de onlara Nuh'un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: "Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah'ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah'a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyin".
10:72 - Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.
10:73 - Buna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halifeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların akıbeti nasıl oldu.
11:25 - Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
11:26 - "Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."
11:27 - Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
11:28 - Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"
11:29 - "Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
11:30 - "Ey kavmim, ben onları etrafımdan kovacak olursam, Allah'dan beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez misiniz?"
11:31 - Ben size "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum ki. Ben size "Ben bir meleğim." de demiyorum. O sizin kendinize göre, hor gördükleriniz hakkında "Allah onlara hiçbir hayır vermez." de demiyorum. Onların içlerindeki niyeti, en iyi Allah bilir. ( Bu söylediklerimin aksini iddia etseydim) asıl o zaman zalimlerden olurdum.
11:32 - Dediler ki; "Ey Nuh! Bizimle didişip durdun, didişmende de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin şu azabı getir de görelim."
11:33 - Nuh dedi ki; "Onu ancak Allah dilerse getirir. Ve siz O'nu yıldıracak değilsiniz."
11:34 - Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer Allah sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin size bir faydası olmaz. Rabbiniz O'dur ve nihayet O'na döndürüleceksiniz.
11:35 - Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır. Bense sizin yüklendiğiniz vebalden uzağım".
11:36 - Ayrıca Nuh'a şöyle vahyettik: "Bil ki kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanlardan başka artık kimse iman etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme."
11:37 - Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.
11:38 - Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: "Bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz gibi alay edip eğleneceğiz."
11:39 - O perişan edici azabın kime geleceğini ve o sürekli azabın kimin başına ineceğini ilerde bileceksiniz.
11:40 - Nihayet emrimiz geldiği ve tennur ( tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
11:41 - Nuh dedi ki; "Allah'ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da ( O'nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
11:42 - Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: "Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!"
11:43 - O, dedi ki; "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım". Nuh da "Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur." dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.
11:44 - Allah tarafından denildi ki: "Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.
11:45 - Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: "Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin."
11:46 - Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin ( âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
11:47 - Nuh: "Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayısana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum.
11:48 - "Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacak nice ümmetler olacaktır."
11:49 - İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.
11:89 - "Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.
14:9 - Sizden öncekilerin; Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: "Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz."
17:3 - Ey Nuh'la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Doğrusu o çok şükredici bir kuldu.
17:17 - Hem Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter.
19:58 - İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân ( olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
21:76 - Nuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
21:77 - Â yetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini ( suda) boğduk.
22:42 - ( Ey Muhammed!) Eğer seni ( müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd ( kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar.
23:23 - And olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
23:24 - Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah ( peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
23:25 - "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp ( durumu) gözetleyin bakalım."
23:26 - Nuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et!"
23:27 - Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!
23:28 - Sen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
23:29 - Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın."
23:30 - Şüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir.
25:37 - Nuh kavmine gelince, Peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde, onları suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Biz zalimler için acıklı bir azab hazırlamışızdır.
26:105 - Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
26:106 - Hani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
26:107 - "Haberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim.
26:108 - "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
26:109 - "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir."
26:110 - "Gelin, artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
26:111 - "Â, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız?"
26:112 - Nuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur."
26:113 - "Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize!"
26:114 - "Hem ben iman edenleri kovmaya memur değilim."
26:115 - "Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
26:116 - Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın!"
26:117 - Nuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti."
26:118 - "Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."
26:119 - Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık.
26:120 - Sonra da arkasında kalanları suda boğduk.
26:121 - Şüphesiz bunda mutlak bir âyet ( alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
29:14 - Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
29:15 - Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
33:7 - Unutma o peygamberlerden mîsaklarını ( kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nuh, İbrahim, Musa ve Meryemoğlu İsa'dan ki onlardan ağır bir mîsak ( sağlam bir söz) aldık.
37:75 - Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
37:76 - Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
37:77 - Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
37:78 - Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
37:79 - Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
37:80 - İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
37:81 - Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
37:82 - Sonra diğerlerini suda boğduk.
37:83 - Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
38:2 - O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
40:5 - Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. ( Bak o zaman) azabım nasıl oldu?
40:31 - "Nuh Kavmi'nin, Âd'ın, Semud'un ve daha sonrakilerin maceraları gibi ( bir günün geleceğinden korkuyorum). Allah, kulları için bir zulüm istemez."
42:13 - Allah dinden Nuh'a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve ( Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
50:12 - Onlardan önce Nuh'un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.
51:46 - Daha önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.
53:52 - Önceden de Nuh kavmini ( helak etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.
54:9 - Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve ( Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
54:10 - Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
54:11 - Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
54:12 - Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
54:13 - Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle ( çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
54:14 - Nankörlük edilen ( kulumuz)e bir mükafat olmak üzere ( gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
54:15 - Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
54:16 - Benim azabım ve uyarılarım nasılmış ( görsünler)
57:26 - Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
66:10 - Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun ( nikahı) altında idiler, onlara hıyanet ettiler. ( Kocaları,) Allah'tan hiçbir şeyi onlardan savamadı. ( Onlara): "Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!" denildi.
71:1 - Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.
71:2 - Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".
71:3 - Şöyle ki, "Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."
71:4 - "Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." ( inanırdınız).
71:5 - Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim."
71:6 - "Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı."
71:7 - "Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler. "
71:8 - "Sonra ben onları açık açık çağırdım."
71:9 - "Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. "
71:10 - "Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır."
71:11 - "Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın."
71:12 - "Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın."
71:13 - "Niçin siz Allah'a bir vakar yakıştıramıyorsunuz?"
71:14 - "Oysa o sizi aşama aşama yaratmıştır."
71:15 - "Görmediniz mi Allah yedi göğü uygun tabakalar halinde nasıl yaratmış?"
71:16 - Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.
71:17 - Allah sizi yerden bir bitki bitirir gibi bitirdi.
71:18 - Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
71:19 - Allah sizin için yeri bir yaygı yapmıştır.
71:20 - Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz.
71:21 - Nûh dedi ki: "Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler."
71:22 - "Büyük büyük tuzaklar kurdular."
71:23 - Dediler ki: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, ne Vedd'i, ne Suva'ı ve ne de Yeğus'u, Yeûk'u ve Nesr'i."
71:24 - Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.
71:25 - Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
71:26 - Nûh dedi ki: "Yeryüzünde kafirlerden bir tek kişi bırakma."
71:27 - "Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar."
71:28 - "Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."

----------------------------------------

Nuh tufanı bahsi hem Tevrat hem de Kur’an’da geçmektedir. Tevrat genelde olayları ayrıntılı olarak verir, hikaye şeklinde anlatır. Kur’an farklı olarak olayları “kıssa” ( ders alınması gereken kısa hikâye) olarak verir. Nuh tufanı da her iki kutsal metinde bu farkla geçmektedir. Bu yazımızda Kur’an’ın Hz. Nuh ve Nuh Tufanı ile ilgili ayetlerini açıklamalarıyla aşağıda veriyoruz:
Hz. Nuh Allah’tan başkasına tapınmayı önlemek için gönderilen açık bir uyarıcıydı.
“Andolsun biz, Nuh’u da toplumuna resul olarak göndermiştik. “Ben sizin için açık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Korkunç bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum.” demişti de,” HÛD 25-26
Düzeltmeye çalıştığı toplumun servet ve refahla şımarmış kodamanları ona karşı çıkmış ve ona uyanları basit, değersiz ayak takımı olarak görmüş ve horlamışlardır. Bu kodaman topluluk, Nuh’un ve onu izleyenlerin taşıdıkları evrensel değerleri, güzellik ve iyilikleri fark edemeyen bir körlük sergilemişlerdir. Bu, bir bilgisizlik illetidir.
“Toplumunun küfre sapanlarından bir grup kodaman şöyle konuşmuştu: “Bize göre sen, bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Bakıyoruz sana, ayak takımımızın basit görüşlü insanlarından başkası ardına düşmüyor. Sizin bize hiçbir üstünlüğünüzün olduğuna da inanmıyoruz. Aksine, sizi yalancılar sayıyoruz. Nuh dedi ki: “Ey toplumum! Bir düşünün! Ya ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeysem; katından bana bir rahmet vermiş de o rahmet sizin gözlerinizden saklanmışsa! Siz ona tiksintiyle bakarken, biz sizi ona zorla mı ulaştıracağız?” HÛD 27-28. ( not: beyyine=delil)
“Nuh şöyle yakardı: “Ey Rabbim! Ben toplumumu gece gündüz davet ettim. Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.” Nuh 5-7
Hz. Nuh, diğer bütün peygamberler gibi, hizmetine karşılık Allah rızası dışında bir şey beklememiş, Allah’ın hazinelerini elinde tutmadığını söylemiştir.
“Hem ben sizden buna karşı bir mal da istemiyorum. Benim ücretim Allah’tandır.” Hud 29
Hz. Nuh kodamanların küçük gördüğü imanlı insanları işe yaramaz ilan edemeyeceğini, böyle bir şey yaptığı takdirde zalim olacağını bildirmiştir.
“Ama ben iman edenleri paylayıp kovamam. Çünkü onlar Rablerine varacaklar. Ama sizin cehalete batmış bir toplum olduğunuzu görüyorum. Ey toplumum! Eğer ben onları paylayıp kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hala düşünmüyor musunuz?“ .”HÛD 29-30.
Bütün peygamberler gibi Hz. Nuh da, gaybı ( bilinmeyeni) bilmediğini, bir melek olmadığını açıkça söylemiştir:
“Ben size demiyorum ki, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır. Ben gaybı bilmem. Ben bir meleğim de demiyorum. Ama gözlerinizin horlayarak baktığı kişiler için, ’Allah bunlara hiçbir hayır vermeyecek’ diyemem. Onların benliklerinde neyin saklı olduğunu Allah daha iyi bilir. Başka türlü davranırsam kesinlikle zalimlerden olurum. Dediler ki: “Ey Nuh! Sen bizimle uğraştın, bizimle mücadelede çok da ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir. Nuh dedi: “Onu size, dilediği takdirde ancak Allah getirir, siz de hiçbir engel çıkaramazsınız.” HÛD 31- 33.
Kavmini doğru yola sokamayan Hz. Nuh’a ümitsizliğe düşmemesi ve bir gemi inşa etmesi vahyedilmiştir.
“Nuh’a şöyle vahyolundu: “Toplumundan, daha önce inanmış olanlar dışında hiç kimse iman etmeyecektir. Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma. Vahyimize bağlı olarak gözlerimizin önünde gemiyi yap. Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma. Onlar, mutlaka boğulacaklardır.” HÛD 36-37.
Hz. Nuh’un gemiyi inşa etmesi ilahi planların gözleri önünde, vahyin denetiminde gerçekleşmiştir.
“Gemiyi yapıyordu. Toplumundan her hangi bir grup yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. Dedi ki Nuh: “Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi.” HÛD 38.
“Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nuh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti. Nuh dedi: “Binin içine! Onun akıp gitmesi de demir atması da Allah’ın adıyladır. Benim Rabbim elbette ki Gafur’dur, Rahim’dir”. HÛD 40-41.
Geminin inşa edilmesinden sonra göğe sularını boşaltması toprağa da sularını fışkırtması emredilmiştir.
Hz. Nuh’a inanan küçük bir insan topluluğu ile, hayvan çiftleri gemiye bindikleri için kurtulmuş ve bunun dışında kalanlar boğularak ölmüşlerdir.
Ölenler arasında Hz. Nuh’un bütün uyarılarına rağmen ona inanmayan oğlu da vardır.
“Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma. Oğlu cevap verdi: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.” Nuh dedi: “Allah’ın merhamet ettiği dışında hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.” HÛD42- 43.
Oğlunun inkarcılar arasında ölmesi Hz. Nuh’u üzmüş ve babalık hisleriyle Allah’tan böyle bir şeyin nasıl meydana geldiğini sitem ifadesiyle sormuştur.
“Bu arada Nuh, Rabbine yakardı da dedi ki: “Rabbim, oğlum benim ailemdendi! Senin vaadin elbette haktır. Sen, hakimlerin, hükmü en güzel verenisin.” HÛD 45
Allah buna karşı Hz. Nuh’u uyarmış ve oğlunun, kendisine nispet edilemeyecek bir inançsız olduğuna dikkat çekmiştir.
“Allah buyurdu: “Ey Nuh! O, senin ailenden değildi. Yaptığı, iyi olmayan bir işti. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman hususunda seni uyarırım.” HÛD 46.
Hz. Nuh bunun üzerine Allah’tan affını dilemiş ve susmuştur.
“Nuh dedi: “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana acımazsan hüsrana uğrayanlardan olurum.“ HÛD 47.
Tufan sularının çekilmesi üzerine Hz. Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na oturmuştur.
“Ve denildi: “Ey yer! Suyunu yut ve ey gök, sen de tut.”Ve su çekildi. İş bitirilmişti. Gemi, Cudi üzerine oturdu ve haykırıldı: “O zalimler topluluğu geri gelmez olsun!” HÛD 44.

Âl-i İmrân 33
( Medenî 89) Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;
Nisâ 163
( Medenî 92) Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
En’âm 84
( Mekkî 55) Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
A’râf 59
( Mekkî 39) Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine ( halkına bir elçi olarak) gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.'
A’râf 69
( Mekkî 39) 'Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine mi şaşırdınız? ( Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını ( veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız.'
Tevbe 70
( Medenî 113) Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.
Yûnus 71
( Mekkî 51) Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: 'Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayında işiniz size örtülü kalmasın ( veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızınverin.
Hûd 25
( Mekkî 52) Andolsun, biz Nuh'u kavmine gönderdik. ( Onlara:) 'Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum.'
Hûd 32
( Mekkî 52) 'Ey Nuh,“ dediler “bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vaadettiğini getir ( görelim.)'
Hûd 36
( Mekkî 52) Nuh'a vahyedildi: 'Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların yaptıklarından dolayı üzülme.'
Hûd 42
( Mekkî 52) ( Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga( lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: 'Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma.'
Hûd 45
( Mekkî 52) Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 'Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.'
Hûd 46
( Mekkî 52) Dedi ki: 'Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş ( yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.'
Hûd 48
( Mekkî 52) 'Ey Nuh' denildi. 'Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve bereketlerle ( gemiden) in. ( Sizden türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı bir azab dokunacaktır.'
Hûd 89
( Mekkî 52) 'Ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil.'
İbrahim 9
( Mekkî 72) Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp ( öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: 'Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.'
İsrâ 3
( Mekkî 50) ( Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu.
İsrâ 17
( Mekkî 50) Biz, Nuh'tan sonra nice nesilleri yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter,
Meryem 58
( Mekkî 44) İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız ( insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail ( Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
Enbiyâ 76
( Mekkî 73) Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.
Hac 42
( Medenî 103) Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı.
Mü’minûn 23
( Mekkî 74) Andolsun, Nuh'u kendi kavmine ( elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: 'Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?'
Mü’minûn 26
( Mekkî 74) 'Rabbim' dedi ( Nuh). 'Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.'
Furkân 37
( Mekkî 42) Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
Şu’arâ 105
( Mekkî 47) Nuh kavmi de gönderilen ( peygamber)leri yalanladı.
Şu’arâ 106
( Mekkî 47) Hani onlara kardeşleri Nuh: 'Sakınmaz mısınız?' demişti.
Ankebût 14
( Mekkî 85) Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine ( elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Ahzâb 7
( Medenî 90) Hani biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam bir söz almıştık.
Sâffât 75
( Mekkî 56) Andolsun, Nuh bize ( dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.
Sâffât 79
( Mekkî 56) Alemler içinde selam olsun Nuh’a.
Sâd 12
( Mekkî 38 ) Onlardan önce Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı.
Mü’min 5
( Mekkî 60) Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra ( sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini ( susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları ( azapla) yakaladımm. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? ( görmüş oldular.)
Mü’min 31
( Mekkî 60) 'Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer ( bir gün). Allah, kullar için zulüm istemez.'
Şûrâ 13
( Mekkî 62) O: 'Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti ( bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.
Kâf 12
( Mekkî 34) Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud ( kavmi) de yalanladı.
Zâriyât 46
( Mekkî 67) Bundan önce Nuh kavmini de ( yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.
Necm 52
( Mekkî 23) Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
Kamer 9
( Mekkî 37) Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz ( Nuh)u yalanladılar ve: 'Delidir' dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'
Kamer 14
( Mekkî 37) Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. ( Kendisi ve getirdikleri) İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan ( Nuh)a bir mükafaat olmak üzere.
Hadîd 26
( Medenî 94) Andolsun, Biz Nuh'u ve İbrahim'i ( elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
Tahrîm 10
( Medenî 107) Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, ( kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: 'Ateşe diğer girenlerle birlikte girin' denildi.
Nûh 1
( Mekkî 71) Şüphesiz, biz Nuh'u; 'Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar' diye kendi kavmine ( peygamber olarak) gönderdik.
Nûh 21
( Mekkî 71) Nuh: 'Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.'
Nûh 26
( Mekkî 71) Nuh 'Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma' dedi.

-----------------------------
Kurani Kerimde Hz Nuh Kissasi Hz. Nuh'un Peygamber Olarak Gönderilmesi
59. Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.
60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!
61. Dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.
62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan ( gelen vahiy ile) biliyorum.
63. ( Allah'ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasıtasıyla size bir zikir ( kitap) gelmesine şaştınız mı?"
64. Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler." ( A'raf, 7/59-64)


25. Andolsun, biz Nuh'u kavmine elçi gönderdik. Onlara: "Ben ( dedi), sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
26. Allah'tan başkasına tapmayın! Ben, size ( gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum."
27. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz."
28. ( Nuh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından ( bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?
29. Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.
30. Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah'tan ( onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?
31. Ben size: "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum, gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, "Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir" diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir. Onları kovduğum takdirde ben gerçekten zalimlerden olurum."
32. Dediler ki: Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin ve bize karşı mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğrulardan isen, kendisiyle bizi tehdit ettiğini ( azabı) bize getir!
33. ( Nuh) dedi ki: "Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz ( Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.
34. Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez. ( Çünkü) O sizin Rabbinizdir. Ve ( nihayet) O'na döndürüleceksiniz." ( Hûd, 11/25-34)

Hz. Nuh'un Kavmi İle Mücadelesi
71. Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Eğer benim ( aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geldi ise, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra ( vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin."
72. "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan olmam emrolundu."
73. Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ( yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları da ( denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların ( fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu!
74. Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi. İşte haddi aşanların kalplerini biz böyle mühürleriz." ( Yunus, 10/71-74)


105. Nuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
106. Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: ( Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
107. Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
108. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
109. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
110. Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
111. Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!
112. Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.
113. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!
114. Ben iman eden kimseleri kovacak değilim.
115. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.
116. Dediler ki: Ey Nuh! ( Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!
117. Nuh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.
118. Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.
119. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde ( taşıyarak) kurtardık.
120. Sonra da geri kalanları suda boğduk.
121. Doğrusu bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
122. Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir." ( Şuara, 26/105-122)

Hz. Nuh'un Gemiyi Yapması ve İman Edenlerin Gemiye Binmesi
36. Nuh'a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık ( sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından ( günahlardan) dolayı üzülme.
37. Gözlerimizin önünde ve vahyimiz ( emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana ( bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!
38. Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!
39. Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz."
40. Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: "( Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile -( boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!" Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.
41. ( Nuh) dedi ki: "Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir."
42. Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! ( Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi.
43. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. ( Nuh): "Bugün Allah'ın emrinden ( azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur" dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
44. ( Nihayet) "Ey yer suyunu yut! Ve ey gök ( suyunu) tut!" denildi. Su çekildi; iş bitirildi; ( gemi de) Cûdî ( dağının) üzerine yerleşti. Ve: "O zalimler topluluğunun canı cehenneme!" denildi.
45. Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin."
46. Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.
47. Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!
48. Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle ( gemiden) in! Kendilerini ( dünyada) faydalandıracağımız, sonra da bizden kendilerine elem verici bir azabın dokunacağı ümmetler de olacaktır.
49. ( Resûlüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç ( sabredip) sakınanlarındır." ( Hûd, 11/36-49)


23. Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.
24. Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah ( peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
25. "Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin bakalım."
26. ( Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!
27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde ( muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır.
28. Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
29. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.
30. Şüphesiz bunda ( Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz ( kullarımızı böyle) deneriz." ( Mü'minun, 23/23-30)


Hz. Nuh'un Allah'a Yalvarması
75. Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!
76. Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
77. Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.
78. Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79. Bütün âlemlerden Nuh'a selam olsun!
80. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81. Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82. Nihayet ötekileri ( inanmayanları) suda boğduk.
83. Şüphesiz İbrahim de onun ( Nuh'un) milletinden idi.
84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi."( Saffât, 37/75-84)

9. Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve ( Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
10. Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
11. Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
12. Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. ( Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
13. Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
14. İnkâr edilmiş olana ( Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
15. Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
16. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!" ( Kamer, 54/9-16)


21. ( Öğütlerinin fayda vermemesi üzerine) Nuh: Rabbim! dedi, doğrusu bunlar bana karşı geldiler de, malı ve çocuğu kendi ziyanını arttırmaktan başka işe yaramayan kimseye uydular.
22. Bunlar da, büyük hileler, büyük desiseler kurdular!
23. Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved'den, Suvâ'dan, Yeğûs'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!
24. ( Böylece) onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. ( Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını arttır!
25. Bunlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular ve o zaman Allah'a karşı yardımcılar da bulamadılar.
26. Nuh: "Rabbim! dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!"
27. "Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör ( insanlar) doğururlar ( yetiştirirler)."
28. "Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır." ( Nûh, 71/21-28 )

------------------------

NUH PEYGAMBER VE TUFAN

"Sonra gelenler içinde 'âlemlerde Nuh'a selam olsun' diye ona iyi bir ün bıraktık." ( Saffat/78 )

" Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu âlemlere ibret kıldık." ( Ahzab/77)




Giriş

İslam davetinin, otoritelerinin de ortadan kaldırılmasını da hedeflediğini anlayan Mekke mele'leri ( ileri gelenler) , bunun önüne geçmek için resule ve diğer Müslümanlara karşı hakaret ve baskı dolu bir kampanya başlatırlar. Buna rağmen Müslümanlar, Allah'ın ayetlerini onlara "Okumaktan" geri durmazlar. Lakin içinde bulundukları baskı ve zulüm, nihayetinde birer beşer olan Müslümanları sıkmaya, zorlamaya başlar. Buna karşı Allah Kur'an'da onlara şöyle seslenir:
"And olsun Asra ki, insana şüphesiz hüsrandadır. Ancak iman edip Salih amel işleyenler, birbirlerine Hakkı ve Sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. " ( Asr/1-3)
Böylece Allah, her konuda olduğu gibi, " Tebliğ" de de "Sabır" ister Müslümanlardan. Bir sure sonar Nuh ( a.s) kıssasını indirerek, Nuh kavminin, peygamberlerine karşı olumsuz tavırlarını ve akıbetini anlatır, muhatapları uyarır.
Aynı zamanda "Okuma"da "Sabr" örneği olarak Nuh'u@ zikrederek, resul ve Diğer Müslümanların karşılaştıkları engellere bakarak eylemlerinde gevşememeleri öğütlenmiş olur. Yanı sıra Yunus ( Zü'n-Nun) kıssasını indirerek "Okuma" tebliğ eyleminde "Sabr" etmeyerek toplumunu terk eden peygamberin hatası belirtilerek, Muhammed@ ve sahabesi aynı yanlış davranıştan sakındırılır.


Nuh kavminin durumu:

Allah'ın beyanına göre Nuh kavmi, çeşitli İlahlara tapan, Şirk içersinde bir kavimdir. Kavim, ekonomik ve siyasi olarak sivrilmiş olan ve Allah'ın Kur'an'ı Kerim'de " Mele" ileri gelenler olarak adlandırdığı kimselerin istekleri doğrultusunda yaşamaktadır. Onlarca dünya hayatının amacı yalnızca servet biriktirmek ve güçlü olmaktı. Halk bu yönde özendirilmekteydi. Bu durum, Nuh peygamberin dilinden şöyle ifade edilir. "Rabbim doğrusu bunlar bana isyan ettiler, malı ve evladı kendisinin sadece hüsranını arttıran kimseye uydular, birbirinden büyük düzenler kurdular. Dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın, Veed, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr'i asla terk etmeyin. Böylece birçok kimseyi yoldan çıkardılar."
İşte Allah kendisi de böyle bir ortam içinde yaşayan Nuh'u resul olarak seçer."Andolsun, Nuh'u da kendi toplumuna gönderdik."Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Doğrusu ben, hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi. "
Kendilerine daha önce resul gönderilip inzar edilmemiş bir toplumda, artık Hakk-batıl mücadelesi başlamış, insanlar imtihana alınmıştır. Nuh, insanları sadece Allah’a kulluk etmeye, taptıkları ilahlardan yüz çevirmeye çağırmaktadır. Kavmi şaşırıp kalmıştı buna. Daha düne kadar onlar gibi yaşayan Nuh, toplumsal yapıyı değiştirmek istiyor­du. Tüm topluma karşı çıkma cesaretini ne­reden almıştı bu adam!
Öte yandan, “ileri gelenler” ilahlarına ya­pılan saldırılara sessiz kalamazlardı. İlah­ların terk edilmesi, kâfirlerin otoritelerinin ve toplum üzerindeki sömürülerinin de tehlike­ye düşmesi demekti. Bu nedenle Nuh’a yüklendikçe yüklendiler. Halkın ona itibar etmemesi için var güçlerini kullandılar. De­diler ki:" Seni de ancak kendimiz gibi bir insan gö­rüyoruz." ( 11/27) "Bu da sizin gibi bir insan, ama size ege­men olmak istiyor. Allah dileseydi melekler indirirdi."( 23/2)
Egemenlikleri ve çıkarları tehlikeye düşen “ileri gelenler”, çamur üstüne çamur atma­ya, Allah’ın insanlardan bir resul göndermesinin anlamsız olduğunu söylemeye başlarlar. Nuh'un çabasını, "yönetici olma çabası” olarak göstermeye çalışırlar. Böy­lece, davanın “ilahi” yönünü halktan saklamaya uğraşırlar. Hâlbuki Nuh, emin bir resuldü, yalan ona yakışmazdı. Kendini ol­duğundan başka gösteremezdi. “sivrilme” amacında olsaydı daha başka yollar denerdi bunun için. Mesela yanına, basit görüşlü ayak takımını! Değil, aydın ve güçlü kim­seleri toplardı. Oysa o, Allah’ın ayetlerini okuyordu onlara. Çünkü Allah, insanların servet ve güçlerine değil, iman ve amelle­rine göre değer biçiyordu.
Bütün bu hamlelere rağmen Nuh'un tavrını değiştirmeyen “ileri gelenler”, kendisi gi­bi değerli! Bir insanın, bu “basit’ görüşlü "ayaktakımı" ile birlikte hareket etmesini onun şanına! Uygun görmezler, onları et­rafından kovması gerektiğini telkin ederler. Nuh, bunlara karşı şöyle cevap verir: "Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum. "( 11/29) "Ben iman eden kimseleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım." ( 26/114-115)
Nuh@, sonuna kadar müminleri savu­nur, Onlara kol-kanat gerer. Onların hesabının Allah’a ait olduğunu, kendisinin sadece uyarıcı olduğunu defalarca söyler. Mal-mülk için davasından taviz vermesinin mümkün olmadığını ısrarla beyan eder. "Ey kavmim! Allah'ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir." ( 11/29)
Böylece yıllar geçer. Hz. Nuh, her fırsatta insanlara Allah’ın risaletini bildirme-ulaştırma çabası içindedir; "Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece­ gündüz çağırdım."( 71/15).
"Onlara açıktan açığa, gizliden gizliye söy­ledim."( 71/8-9) "Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı."( 29/14)
950 senelik çok uzun bir tebliğ dönemine ve Nuh’un tüm çabalarına rağmen kavminin büyük çoğunluğu dinlerinde ısrar ederek muhalif kaldılar. Etrafında bir avuç mümin toplan­dı. Hafta oğlu ve karısı bile iman etmedi. Nuh’un davetine karşı kavmi, “parmakla­rını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine bürün­düler, inatlaştılar, büyüklendikçe büyüklendiler."( 71/7) "Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. " ( 71/6)
Saflar kesin olarak ayrıldı, iş “ölümle tehdit” noktasına geldi:" Ey Nuh, bu işe son vermezsen taşlanan­lardan olacaksın."( 26/116) "Bizimle tartıştı, hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin azabı getir."( 11/32).
Çaresiz ve bitkin düşmüştü Nuh, dayana­cak gücü kalmamıştı. Sığınabileceği tek melceye Allah'a sığındı ve şöyle yalvardı: "Rabbim! beni yalanlamalarına karşı ba­na yardım et." ( 23/25) "Benimle onların, arasında Sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar."( 26/118 )
Kâfirlerin, yıllar süren inat ve kibirleri yüzün­den işledikleri kötü fiiller, basiretlerini köreltmişti. Artık haklarındaki hüküm gerçekleşmek üzeredir. Allah, Nuh’un du­asına şöyle icabet eder: "Senin kavminden iman etmiş olanlardan başkası ( bundan sonra) iman etmeyecek. Onların yapa geldiklerine üzülme. Nezare­timiz altında sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap... "( 11/36-37)
Mücadelede yeni bir aşamaya geçilmişti. Allah Nuh'tan bir gemi yapmasını istemekteydi."( Nuh) Gemiyi yaparken, milletinin ileri gelenleri, yanına her uğradıklarında onunla alay ederlerdi." ( 11/38 ) Onlar alay ede dursunlar, gemi bitirilmiş, "Tennur"dan sular fışkırmaya dökülmeye başlamıştı. Allah, Nuh'a daha önce şöyle vahyetmişti: "Emrimiz gelip tennurdan sular kaynamaya başlayınca, her şeyden ikişer çifti ve aleyhine hüküm verilmemiş olanları gemiye bindir.
Sular yükselmeye, gemiyi kaldıracak seviyeye gelmeye başlamıştı. O esnada Nuh, oğlunu gördü. Allah'ın, "aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında" emrine rağmen babalık yüreği dayanamadı, onu da gemiye çağırdı: "Ey oğulcuğum, bizimle beraber gel, kâfirlerle birlikte olma." ( 11/42) Basireti körelmiş, kâfirlerden biri olan oğlu şöyle cevap verdi: "Dağa sığınırım, o beni sudan kurtarır. Bugün acıdığı hariç, O'nun emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu." ( 11/43)
Nuh ( a.s), dayanamadı, Rabbine seslendi. "Rabbim, oğlum benim ehlimdendi. "( 11/45) Resul olan bir baba bile, Allah'a isyan eden oğlunu kurtaramamıştı. Hz. Nuh'un yaptığı, "Kan bağına" dayalı duygusal harekete Allah, şöyle cevap verdi: "Ey Nuh, O SENİN EHLİNDEN SAYILMAZ, çünkü ( onun yaptığı) Salih olmayan bir ameldir. Öyleyse bilmediğin bir şeyi Benden isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt!.."( 11/46)
Bu ifade, kıyamete kadar gelip geçecek tüm müminlere de bir uyarı, bir ihtardır. Müslüman olmayanın, peygamber soyundan bile gelse bir diğeri yoktu, olamazdı. İnsanı ahiret'te kurtaracak olan ancak "Selim bir kalb", ( derin bir iman) ve buna dayalı amellerdir.
Allah'ın nezdinde kâfirlere şefaatçi yoktur herkes, ancak yaptığı amellerin karşılığını alacaktır. Kâfirler için resul babası veya resul oğlu ya da resul eşi olsa bile hiçbir şefaat, fidye ve araçlar kabul edilmez. "Allah kâfirlere Nuh'un karısıyla, Lut'un karısını misal gösterir. Bu ikisi kullarımızdan iki Salih kulun ( nikâhı) altında idiler, fakat onlara ihanet ettiler. Kocaları, Allah'tan ( gelen) hiçbir şeyi onlardan savamadı. ( onlara): "Cehenneme girenlerle beraber sizde girin" dendi. ( 66/10)

Tufan

Böylece tufan gerçekleşmiş Allah'ın kâfirler hakkındaki hükmü gerçekleşmişti. Tufan'ın tüm dünya'yı mı kapsadığı, yoksa sadece Nuh kavminin yaşadığı bölgeyi mi içine aldığı hakkında değişik görüşler ileri sürülebilir.
Her şeyden önce kıssanın odak noktası "Tufan" değil, mü'min ve müşriklerin vahye karşı aldığı tavırlardır. Tufan olayı Hz. Nuh'un verdiği uzun mücadelede kafirler aleyhine gerçekleşmiş bir sonuçtur ve kıssanın sadece bir bölümünü oluşturmaktadır.
Tufan'ın ister tüm dünya'ya şamil olduğuna, isterse yöresel olduğuna inanalım, bu bizim için "imanî" bir zaaf teşkil etmez. Ancak gaybî bir olay olan tufan üzerinde sonuç getirmeyecek tartışmalara girmek bizi özden cüze; hidayetle ilgili içerikten gereksiz ayrıntılara çekeceğinden "Gabya taş atmaktan "( 18/22) vazgeçmeliyiz. Gaybî olayların Kur'an'da gereği ve yeteri kadar verildiğine inanıyor ve bu konuda şu Kur'an'i ilkeyi benimsiyoruz. "( İnsanların kimi:) "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "Beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. ( Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. ( Kimileri de:) "Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında
( ileri-geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme." ( 18/22)
İnkarcıların polemik için yaptıkları boş tartışmalara dalıp Kur'an'ın çerçevesini aşacak zannî bilgiler üretmememiz, onun sınırlarında durmamız gerekmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak Nuh kıssasının vahye muhatap olanlara vermek istediği mesaj ve dersleri şöyle sıralayabiliriz.
a-Nuh'un@ risaletle görevlendirildiği esnadan başlayarak giriştiği tebliğ eylemindeki metodu: "GECE GÜNDÜZ ÇAĞIRDIM ONLARI, AÇIKÇA DA SÖYLEDİM, GİZLİCE DE "
b-Kafirlere yaranmak için taviz verilmemesi Müslümanların bütünlüğünün korunması gerektiği: "BENİM ÜCRETİM ALLAH'A AİTTİR. MÜMİNLERİ KOVACAK DEĞİLİM."
c-Mücadelede sürekli direniş; sonucun Allah'a havale edilmesi gerektiği.
d-Hidayet ve zafer, Allah'ın dilemesine bağlıdır. Bu yüzden, Müslümanların sayılarının azlığı ve dünya'da kâfirlere galip gelememeleri yenilgi değildir. Mühim olan, muhataplara Allah'ın mesajını iletmek hususunda tüm çaba ve gayreti göstermektir. Bize düşen, Hakkı ortaya koymak, Kur'an'a uyanları, azabı müthiş bir gün ile uyarmaktır.

---------------------
KAYNAKLAR :

Sorularla İslamiyet
frmartuklu org
adnanoktar com
Dinimiz islam
bpakman wordpress com
zainabmirei blogcu com
kurani-kerim-ziyafeti tr gg
kurankissalari com
Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar
---------------------------
Kuranda, Hz Nuh, Aleyhisselam, Kıssası,Nuh, Nuh Nebi,Nuh aleyhisselam,Nuh Peygamber,Nuh Tufani,Kuranda Nuh,Nuh ile ilgili ayetler,